03/08 içindeki 94 yayından en yeni 25 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster
03/08 içindeki 94 yayından en yeni 25 tanesi gösteriliyor. Daha eski yayınları göster

Yaşlılık ve cinsellik

| Posted in | Posted on

Yaşlı insanlarla ilgili araştırmalar yaşlıların mutlu doyumlu cinsel ilişkiler yaşamamaları için pek fazla bir neden olmadığını göstermektedir. Yaşlılık la ilgili bazı yanlış inanışlar yaşlıları da etkilemekte ve ufak tefek sorunlar büyütülerek çiftler genellikle seksten uzaklaşmak zorunluluğunu hissettirmektedir.
Bu inanışlardan bir kaçı:

Penis artık eskisi gibi sert değilse ilişkinin bir anlamı kalmaz (yanlış!!!! Yarı yumuşak bir penisle de pekala her iki taraf da doyuma ulaşabilir.)

Menapoz'dan sonra cinsellik biter (yanlış!!!! Hormonal değişiklikler çoğunlukla cinsel isteği azaltmaz ancak vajinadaki kuruluk için kremler ve HRT tedavisi ile eskisi kadar zevkli ilişkiler yaşanabilir).

Kadınların uyarılma ve orgazm sorunları

| Posted in | Posted on

Cinsel işlev bozukluklarını cinsel yanıt aşamalarına uygun olarak sınıflandırırız. Bir önceki aşamadaki bozukluk, sonraki aşamadaki yanıtı da etkileyecektir. Cinsel isteğimiz olmadığında, cinsel etkinliğe girişsek bile, cinsel açıdan uyarılmamız ve orgazm olmamız zor olacaktır. Uyarılma ve orgazm bozukluklarına kadınlarda sık rastlanır. Öte yandan, cinsel ilişkiden zevk almadığını ya da orgazm olamadığını söyleyen kadınların çoğunda, cinsel ilişkinin süre ve biçim özelliklerinin uyarılma ve orgazm ortaya çıkarmak için yetersiz olduğunu görürüz. Bu kadınların bir bölümünde, cinsel ilişki süresinin kısalması, cinsel organların doğrudan uyarılmaması gibi, kadında uyarılma sorunu yarattığı bilinen özellikler kendi istekleri ile oluşmuştur. Cinsel isteğimiz, cinsellikle ilgilendikçe artabildiği gibi, yaşanan cinsellikten alınan haz arttıkça da artacaktır. Burada haz almama ve haz yaratabilecek cinsel deneyimleri engelleme arasında oluşan kısır döngü, cinsel sorunun hem oluşmasını hem de sürmesini sağlamaktadır. Bu durumu aşmak için, öncelikle, kadının yaşamda cinselliğin önemini kabul etmesi, cinsel hazzı ve uyarılmayı, eşini memnun etmek için değil, kendisi için istemesi ve bu çabanın sorumluluğunu alması gerekir. Unutmamalıdır ki, cinsel ilişki iki insanın birlikte haz ürettikleri bir süreçtir. Cinsel tedavi oturumlarında da, teknik beceriler öğretilmeden önce, bu kavramlar tartışılmaktadır.

Cinsel ilişki, eşler arasındaki genel ilişkinin ayrılmaz bir parçasıdır. Genel iletişimdeki aksaklıklar, çatışmalar cinsel ilişkinin her boyutunu etkileyebildiği gibi, cinsel isteği, uyarılmayı ve orgazmı da bozabilir. Bu çatışmalar çözümlenmeden, cinsellikte önemli bir değişiklik beklenmemelidir. Gebelik gibi doğal süreçler, hormonlarda yarattıkları değişiklikler nedeniyle cinsel yaşamı bir süre için etkileyebilir. Çift, gebelik ve yeni doğan bebeğin ilk aylarında, cinsel yaşamlarının farklı olabileceğini kabul etmelidir. Çeşitli hastalıklar ve bunların tedavisi için kullanılması gereken bazı ilaçlar, cinsel işlevin her aşamasında geçici bozukluklar yaratabilir. Örneğin depresyon tedavisinde kullanılan ilaçların çoğunun, kadında cinsel uyarılmayı, ıslanmayı önleyici ve orgazmı geciktirici yan etkileri vardır. Kadın bu yan etkiler konusunda bilgilendirilmişse, ilaç kullanması gereken dönemde ıslanmayı sağlamak için jel kullanımı yardımcı olabilir. Hastalık ya da ilaç kullanımı sırasında, belirgin ve yaygın uyarılma ve orgazm bozuklukları ortaya çıktığında ise, durumu doktoruna mutlaka açıklamalı, birlikte bir çözüm bulunmalıdır.

Kadınların uyarılma ve orgazm sorunlarının çoğunda, sevişme özellikleri uygun değildir. "Kadın cinsel organları ve işlevleri" isimli yazımda, ayrıntılı olarak anlatıldığı gibi, kadın orgazmının tetiğini çeken klitoristir. Kadın cinsel organlarının en duyarlı bölümü olan klitoris, dışarıda, küçük ve büyük dudakların birleştiği yerde bulunur. Vajinanın ise, iç üçte ikilik bölümü duyarsızdır, yalnızca dış üçte birlik bölümünde sinir uçları vardır. Cinsel birleşme sırasında, vajinanın dış üçte birlik kısmındaki uyarılar, aradaki kas ve sinir bağlantıları yoluyla klitorise iletilir. Ancak bu dolaylı uyarı her kadının orgazm olmasına yetmez. Bazı kadınlar cinsel birleşme öncesinde doğrudan klitoris uyarısı yeterli ise, birleşme sırasında uyarının dolaylı olarak devam etmesi ile orgazm olabilir. Bazı kadınların ise cinsel birleşme sırasında da doğrudan klitoris uyarısının sürmesine gereksinimi vardır. Yani fizyolojik olarak cinsel birleşme, kadının cinsel uyarılması için en uygun durum değildir. Ön sevişmenin kısa olduğu, doğrudan klitorisin uyarılmadığı, hızla cinsel birleşmeye girişilen cinsel ilişkilerde, kadınların orgazm olma olasılığı da çok düşüktür.

Bu temel fizyolojik bilgiler ışığında, cinsel sorunu olan kadının yeterli ve uygun uyarı alıp almadığı büyük önem taşır. Önemli olan klitoris uyarısının uygun şekilde, yaygın, ritmik, kesintisiz ve yeterli süre yapılmasıdır.

KLAMİDYOZ

| Posted in | Posted on

Klamidyoz nedir ?
Klamidya adı verilen mikrobun neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde gerek kadın, gerekse erkekte önemli sağlık sorunlarına neden olur.

Klamidyozun yaygınlığı nedir ?

Dünyada en sık görülen cinsel yolla bulaşan hastalıktır. Dünya Sağlık Teşkilatı 1995 yılı tahminlerine göre, her yıl yaklaşık 89 milyon kişi bu hastalığa yakalanmaktadır. Frengi ve belsoğukluğunda olduğu gibi, Güney ve Güney Doğu Asya ülkeleri hastalığın en yaygın olduğu bölgelerdir.

Klamidyozun belirtileri nedir ?

Sağlam kişinin mikrop ile teması sonrası 1-3 hafta sonra belirtiler ortaya çıkar. Belsoğukluğu hastalığında olduğu gibi, bu hastalığa yakalanan kadınların çoğu herhangi bir belirti vermez, ama kişi bulaştırıcıdır.

Hastalık, erkekte genellikle sabahları peniste bir damla şeffaf akıntı ile kendini belli eder. İdrar yaparken ağrı ve yanma duygusu olabilir.

Kadında vajinada akıntı görülebilir. İdrar yaparken yanma ve ağrı olabilir. Bunun yanında karnın alt kesiminde ağrı, cinsel ilşkide ya da adetler arası dönemde kanama olabilir.

Klamidyoz gebe kadından bebeğine bulaşır mı?

Klamidyoz doğum sırasında anneden bebeğine bulaşabilir. Bebekte göz iltihabına, pnömoni'ye (zatürre) neden olabilir.

Klamidyozun kadın sağlığı açısından önemi nedir ?

Hastalık tedavi edilmediğinde yumurtanın geçtiği kanallar iltihaplanır ve kısırlığa yol açar. Hastalık, dış gebelik ve bunun neden olduğu ölüme kadar ilerleyebilir.

Klamidyoz erkekte de kısırlık yapar mı ?

Klamidyoz, spermin (meni) geçtiği yollarda iltihaba ve dolayısıyla tıkanıklık ve kısırlığa neden olabilir.

Klamidyoz tanısı nasıl konulur ?

Klamidyoz kesin tanısı, hekim tarafından laboratuar testleri ile konulabilir.

Klamidyozun tedavisi var mıdır?

KAMA SUTRA nedir sex pozisyonları

| Posted in | Posted on

Cinsel birleşme çeşitlemelerinin sistematik olarak tasvir edildiği en eski ve ünlü eser Kama Sutra adlı Sanskrit klasiğidir. Çok daha eskiye giden bir takım yazmalara dayalı olarak M.S. ilk beş yüzyıl içinde yazıldığı sanılmaktadır. Yazarı olan Malanaga Vatsyayana, kitabında ağırlıkla genel toplumsal davranış ve evlilik konularına eğilmişse de Kama Sutra adı çağımızda adeta "cinsel birleşme duruşlarıyla" eşanlamlı kullanılmıştır. Kitabın cinsel aşkı inceleyen yedi bölüm ve otuzaltı altbölümü vardır.
Birinci bölümde; Hint kültüründe evrenin yaratıcısı olarak bilinen Prajapati'nin, aşkın üç temel amacı olarak belirlediği Dharma (ahlaklılık), Artha (yarar) ve Kama'ya (cinsel aşk) erişmek için benimsenmesi gereken doğru yol anlatılmaktadır. Ayrıca bir genç kızın öğrenmesi gereken şarkı, dans, resim, beden bakımı gibi konuları da kapsayan 64 ayrı sanat türü açıklanmakta, erkeklere kadının çeşitli özellikleri üzerine bilgi verilmektedir.
İkinci bölümde; kadın ve erkek türleriyle bunlar arasındaki uyum veya uyumsuzluklar anlatılır. Erkekler üç gruba ayrılırlar:tavşan, boğa ve aygır. Kadınlarda da üç tür vardır: ceylan, kısrak ve dişi fil. Erkeklerde ayırım "Lingam" diye adlandırılan erkeklik organlarının uzunluğuna, kadınlarda ise "Yoni" olarak bilinen dölyolunun derinliğine göre yapılmaktadır. Böylece boyutların denk düştüğü durumda üç tür eşit birleşme, denk düşmediği durumlarda da altı tür eşitsiz birleşme ortaya çıkmaktadır. Erkeğin boyutlarının kadına üstün olduğu birleşmelerin "yüksek uyumlu" olduğu belirtilir. Buna göre bir aygır erkekle bir ceylan kadının birleşmesi "en yüksek uyum"dur. En "düşük uyum" bir dişi fil kadınla bir tavşan erkeğin birkşmesidir. En doğru olanı ise, eşit türler arasındaki birleşmedir.
Kitabın sonraki bölümlerinde sarılma çeşitleri, değişik coşkulanma yolları ve cinsel birleşme duruşları anlatılmaktadır. Yapıtın genel tarzı hakkında bazı alıntılar bilgi verebilir:
Bir ceylan kadın üç türlü yatabilir: iyice açık duruş, esneme duruşu, İndra'nın karısının duruşu. Başını alçaltıp orta kısmını yükseltmesi "iyice açık duruş"tur. Bu durumda erkek girişi kolaylaştırmak için bir miktar merhem kullanmaktadır. Baldırlarını kaldırıp iyice ayırarak birleşmede bulunursa "esneme duruşu" söz konusudur. İndra'nın karısının duruşundaysa bacaklar baldırlar üzerine katlanmış olarak baldırlar iki yana açılır. Bu duruş ancak belirli bir pratik sonunda gerçekleştirilebilir. "En yüksek birleşme" için de kullanışlı bir duruştur.
Kadın dört ayaklı bir hayvan gibi elleri ve ayakları üzerinde durur, aşığı da bir boğa gibi onun üzerine çıkarsa, buna "inek duruşu" denir. Bu durumda, normal olarak göğüslere yapılan her türlü hareket kaideye yapılır.
Eğer erkek, onu eşit derecede seven iki kadının birden zevkine varıyorsa buna "birleşik birleşme" denir. Eğer erkek birçok kadının birden zevkine varıyorsa buna "inek sürüsü birleşmesi" denir.
Kitabın son bölümünde erkeğin yorgun ama coşkulu olduğu durumlarda kadının ne yapması gerektiği ve ağız yoluyla birleşme yöntemleri ile aşkın derecesi ve aşk geçimsizliği gibi konularda yorumlar sunulmaktadır.

KALÇALAR

| Posted in | Posted on

İnsan vücudunun en güçlü kaslarından olan kalça kasları aslında erkek ve kadında farklı yapıda değildir. Ancak ergenlikle başlayan hormonal değişiklik kadının kalçalarında belirli bir yağ birikimine ve buna bağlı olarak bir yuvarlaklaşmaya neden olur. Bir cinsel çekicilik unsuru olarak vurgulanan "kadın yürüyüşü", yani "kırıtarak" ya da kalçaları oynatarak yürüme, kısa kalça kemiğine kaışılık dolgun kalçalı olmaktan kaynaklanan bir hareket biçimidir. Yüzyüze çiftleşen tek hayvan olan insan soyunda, kalçaların cinsel önemi bu yüzden kaybolmuş değildir. Belki dört ayaklılıktan iki ayaklılığa geçişle kadında göğüsler daha büyük önem kazanmışlardır. Ama bir cinsel uyarım bölgesi olarak kalçaların duyarlılığı kuşku götürmez. Yuvarlak biçimleri ve bundan dolayı belki de göğüsleri çağrıştırmaları, kalçalara ayrıca belirli bir cinsel çekicilik kazandırır. İnsanın gelişimini anlatan "Çıplak Maymun" adlı kitabında Desmond Morris, insanın iki ayaklılığa geçmesi ile birlikte kalçaların cinsel işlevini sürdürmek üzere bir cinsel çekim unsuru olarak göğüslerin büyüdüğünü iddia etmektedir. Yani bu görüşe göre kalçalar göğüsleri anımsattığı için değil, göğüsler kalçaları anımsattıkları için cinsel çekiciliğe sahiptir.
Açıklaması nasıl olursa olsun, kalçalar bir cinsel çekim ve uyarım bölgesidirler. Kalça fetişistleri, işte bu bölgenin adeta büyüsüne kapılan insanlara verilen addır. Bunlar cinsel ilişkide veya temas olmaksızın, cinsel fantezi içinde yalnızca kalçalardan zevk alan kimselerdir

Kadında cinsel işlev bozuklukları

| Posted in | Posted on

Her ne kadar bir kadında cinsel ilişkiye istek olmasa da cinsel ilişki kadının eşi tarafından başlatıldığında kadın uyarılabilmekte ve orgazm da olabilmektedir.

Kadında en sık görülen cinsel işlev bozuklukları cinsel isteğin azalması ya da kaybolması, eşin cinsel ilişki arzusuyla kadının arzusu arasında zamansal uyuşmazlık, orgazm bozuklukları, vajinismus, disparoni ve erkeğin cinsel davranışlarından memnun olmama şeklinde olanlardır.Cinsel işlev bozukluklarını daha iyi anlayabilmek için bu bozuklukları cinselliğin evrelerine göre ayrı ayrı incelemekte fayda vardır:

1. Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar: cinsel istek duymama (frijidite) ya da isteğin azalması

2. Cinsel uyarılma ve orgazmla ilgili bozukluklar

3. Cinsel ilişkide ağrı (vajinismus ve disparoni)

Bu hastalıklardan her biri için birincil (baştan beri varolan) veya ikincil (sonradan ortaya çıkan) ve genel (her zaman varolan) ve özel (partnerle ilişkide ortaya çıkan) ayrımları yapılabilir.

Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar

Bu tür bozukluklarda cinsel arzunun azalması ya da tümüyle ortadan kalkması sözkonusudur. Her ne kadar bir kadında cinsel ilişkiye istek olmasa da cinsel ilişki kadının eşi tarafından başlatıldığında kadın uyarılabilmekte ve orgazm da olabilmektedir. Bu yüzden arzu azalması ile uyarılma ve orgazm bozukluğu ayrımı önemlidir.

Bozukluk sıklıkla normal bir cinsel yaşamı takiben erişkinlikte ortaya çıkmaktadır. Hastalığın ileri durumlarında kadın kendini tümüyle hertürlü cinsel içerikli eylemlerden uzaklaştırarak kendi içine kapanabilir. Cinsel arzuyla ilgili bozukluklar hem kadında hem de erkekte en sık görülen ve tedavisi en zor cinsel işlev bozukluklarıdır.

Cinsel arzu bozuklukları en sık evlilik çatışmaları ve eşlerarası uyumsuzluğa bağlı olarak meydana gelir. İş stresi, kişisel stres, aile içinde hasta bir bireyin varlığı, maddi problemler, çocuğu olanlarda çocukla ilgili problemler de hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. İlaç kullanımı, hastalık, depresyon, stres, uyuşturucu kullanımı, yaşlanma ve hormonal değişiklikler de cinsel arzunun azalmasına neden olan diğer durumlardır. Menopoz, doğum sonrası dikiş yerlerinin nedbeleşerek iyileşmesi ya da diğer nedenlere bağlı olarak meydana gelen disparoni de (ilişki esnasında ağrı) uzun süre devam ettiğinde cinsel arzunun azalmasına neden olabilir.

Dini inançlar, obsesif kompulsif kişilik bozuklukları, maskelenmiş cinsel eğilim bozuklukları (travestizm gibi), gebe kalmaktan ve cinsel yolla bulaşan hastalık kapmaktan aşırı korkma, gizli kalmış (bilinçdışı) homoseksüellik, kendine güvensizlik, başarısızlık korkusu, insanlarla yakınlık kuramama, cinsellikten suçluluk duyma, çocuklukta ya da daha sonra cinsel tacize uğramış olma, kontrolü kaybetme korkusu nedeniyle baskılama daha çok uyarılma ve orgazm bozukluğuna neden olmakla beraber cinsel arzunun azalmasına neden olabilir. Gebeliğin birinci ve üçüncü trimesteri de isteğin fizyolojik olarak azaldığı bir dönemdir.

Cinsel arzu bozukluklarının tedavisinde organik nedenler (ruhsal nedenler dışında kalan nedenler) ekarte edildikten sonra bireysel veya eşli psikoterapi uygulanır.

Uyarılma ve Orgazm bozuklukları

Uyarılma bozuklukları kadında kendini cinsel ilişkiye hazırlık evresinde ortaya çıkması gereken olayların (vajinanın ıslanması gibi) ortaya çıkmaması, ya da yetersiz olması, erkekte ise ereksiyonun (sertleşmenin) olmaması, yetersiz olması ya da kısa sürmesi şeklinde gösterir.

Normal bir uyarılma döneminden sonra orgazm olamama durumu gençlerde ve cinsel ilişkiye yeni başlamış olan ve bu yüzden tecrübesi az olan kadınlarda daha sık görülür. Kadınların %5-10'u hayatlarınının hiç bir döneminde orgazm olmaz ve buna birincil anorgazmi (orgazm olamama) adı verilir. Birincil anorgazmi sonradan ortaya çıkan (ikincil) anorgazmiden daha sıktır.

Bazen ilişki problemleri, depresyon, ilaç kullanımı, kronik hastalık, östrojen yetmezliği ve nörolojik hastalıklara (multipl skleroz gibi) bağlı ikincil olarak ortaya çıkabilir. Masturbasyonla ve cinsel ilişki dışında kalan uyaranlarla rahatlıkla orgazm olabilen kadın gerçek bir cinsel ilişkide orgazm olamayabilir. Bazı kadınlar da eşiyle aynı zamanda orgazm olamamaktan, her seferinde orgazm olamamaktan veya her seferinde ancak bir kez orgazm olmaktan yakınırlar. Ancak birçok çiftin beraberce orgazm olamadıkları, çoğu kadının ilişki öncesi dönemde orgazm olduğu (direkt klitoral uyarıyla) bir gerçektir.

Anorgazminin en sık görülen psikolojik nedeni takıntılı bir şekilde ilişkinin nitelikleriyle ilgilenme, hata yapma korkusu ve buna bağlı olarak kendini aşırı eleştirme ve başaramama korkusudur. Kadın eşinin davranışlarıyla ve kendisinin yapması ve yapmaması gerekenlerle o kadar meşguldür ki kendini ilişkiye verip gevşeyemez.

Diğer nedenler geçmişte cinsel tacize maruz kalmış olmak, cinsellik hakkında olumsuz duygular taşımak, ilişkiye ait problemler, özgüven azlığı, vücudunu beğenmeme ve kontrolü kaybetme korkusudur.

Tedavide öncelikle altta yatan organik ve psikolojik nedenler araştırılarak giderilir. Cinsel eğitim, bireysel ve eşle birlikte sürdürülen psikoterapi de organik neden bulunamayan durumlarda gereklidir.

Cinsel ilişkide ağrı

Vajinismus: Vajinismus tüm kadınların yaklaşık %1'inde ortaya çıkan bir durumdur ve vajinanın dış 1/3'lük kısmında yeralan kaslarda, penis, parmak, vajinal tampon ya da muayene spekulumu yerleştirme girişimi olduğunda ortaya çıkan istemsiz kasılmalardır. Bu kasılmalar gerçek bir girişim yanında yanlızca girişimin hayal edilmesiyle bile ortaya çıkabilir. Bazı durumlarda vajinismus o kadar ağır olur ki, gerçek bir cinsel ilişki mümkün bile olmaz. Hatta muayene esnasında da kasılmalar ortaya çıktığından böyle bir durumda normal vajinal doğum bile mümkün olmayabilir. Vajinismusu olan kadınların büyük kısmında cinsel istek ve uyarılma tamamen normaldir ve orgazm da olabilirler. Bazı kadınlarda vajinismus baştan beri vardır, bazılarında ise sağlıklı bir cinsel yaşamı takiben sonradan ortaya çıkar. İkincil vajinismus adı verilen bu durumgenellikle disparoniye (ilişki esnasında ağrı) bağlı olarak gelişir.

Vajinismusu olan kadınların özgeçmişinde cinsel taciz gibi ciddi bir psikolojik travma olabileceği gibi ağrılı bir jinekolojik muayene, ilk ilişkinin çok ağrılı olması gibi psikolojik tahribat yapmış bir durum sözkonusu olabilir. Katı dini inançlar ve cinsel yönelimde bozukluklar da sözkonusu olabilir. Vajinismusu olan kadınların genital bölgeleri ve vajinalarının boyutları hakkında yanlış inançları vardır. Bu yüzden de vajinalarının içine herhangi birşey giremeyecek kadar ufak olduğuna inanabilirler.

Endometriozis, kronik enfeksiyonlar, kızlık zarının gergin olması gibi durumlar da vajinismus nedeni olabilir ve bunlar ancak komple bir jinekolojik muayenede ortaya çıkarılır. Vajinal muayenenin eşinin de refakatinde yapılması çiftin genital anatomi ve vajinanın boyutları hakkındaki önyargıları yıkmalarına katkıda bulunabilir.

Tedavide istemsiz olarak ortaya çıkan kasılmaların engellenmesine çalışılır. Kadının genital anatomiyle ilgili temel bilgileri edinmesi için eğitim yapılır. Vajinal penetrasyon öncesi gevşemesi için teknikler gösterilir. Kegel egzersizleri ile ilgili bilgi verilir ve bunları nasıl uygulayacağı gösterilir.

Kegel egzersizleri: bunlar vajinanın girişinde yeralan kasların çalıştırılarak geliştirilmesi için uygulanan egzersizlerdir. İdrar kaçırma şikayeti olan bayanlarda uygulanabileceği gibi vajinismus tedavisinde de kullanılabilir. Bunun nasıl yapıldığını öğrenmek için iki parmağınızı vajinaya yerleştirerek parmağınızın dışarıya çıkmasını engelleyecek şekilde vajina kaslarınızı sıkınız. Bunu yapamıyorsanız idrarınızı yaparken işlemi yarıda kesmeye çalışınız. Her iki durumda da kasılan kaslar vajina girişindeki kaslardır. İşte bu kasların istemsiz olarak kasılması vajinismusun temel nedenidir. Bu egzersizin nasıl yapıldığını öğrendikten sonra günde en az 5-6 kez tekrarlayın. Eğer 4-6 hafta arasında netice alamadıysanız doktora başvurmanız gerekir.

Vajinismus tedavisinde diğer bir yöntem de vajinanın parmaklarla ya da özel aletler (vajinal dilatatör) kullanılarak genişletilmeye çalışılmasıdır. Bu yöntem ancak bir doktor tavsiyesiyle uygulanabilir ve başarı oranı en yüksek olanıdır.

Disparoni: Vajinismus dışında kalan nedenlerle ortaya çıkan cinsel ilişkide ağrı durumudur. Uzun süreli devam etmesi anorgazmi ve istek azalması gibi sorunları da beraberinde getirebilir. Genel ya da eşe bağlı özel olabileceği gibi birincil ya da ikincil olabilir. İkincil olarak gelişenler genellikle ilk ilişkiden on yıl sonra ortaya çıkarlar. En sık görülen jinekolojik seksüel disfonksiyonlardan biridir ve kadınların üçte ikisi hayatlarının bir döneminde bu hastalığı geçirirler. Hem psikolojik hem de fiziksel nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabileceğinden dikkatli değerlendirme gerekir.

Yüzeyel disparoninin en önemli nedenleri arasında kronik enfeksiyonlar ve klitorisin irritasyonu ve aşırı duyarlılığı yeralır. Kalın himen (kızlık zarı), epizyotomi nedbesi, vajinit, ilişkiye hazır olmadan (yani yeterince ıslanma olmadan) başlanması nedeniyle ortaya çıkan tahriş ve menopozda ortaya çıkan vajinal atrofi (vajina dokusunun zayıflaması) yeralır.

Daha derinlerde ortaya çıkan ağrıda ise kısa vajina (doğumsal), mesane enfeksiyonları (sistit) ve uretrit, kronik enfeksiyonlar, endometriozis, pelviste kitleler, barsak hastalıkları, genital organlarda sarkma sözkonusu olabilir. Orgazm esnasında ortaya çıkan uterus kasılmaları da bazen ağrı duyulmasına neden olabilir.

Yine cinsellikle ilgili çocukluktan gelen olumsuz önyargılar, cinsel taciz öyküsü, ilişkiyle ilgili olumsuzluklar da disparoninin psikolojik nedenleri arasında yeralır.

Tedavide etkene yönelik yaklaşımda bulunulur.

KADIN ORGAZMI : KLİTORİS Mİ , VAJİNA MI

| Posted in | Posted on

Klitoris - vajina kargaşasının temelinde, Freud' un olgun cinsel eylem olarak yalnızca "entromisyon"u yani penisin vajinaya girmesini kabul etmesi ile klitorisin ufak bir penis olduğu düşüncesinden yola çıkarak tam anlamıyla dişi olabilmek için duyarlılığı vajinaya aktarmak gerektiğini savunması şeklinde özetlenebilecek saplantısı vardır. Oysa vajinada hiçbir sinir ucu yoktur. Ayrıca Freud'un "olgunluk" kavramına bu kadar sıkı sarılması, klitorisi, işlevi belirsiz bir organ olarak ortada bırakır. Olgun bir kadının ,vajinal birleşmeden zevk alması doğaldır. Doğal olmayan, Freud'un cinsel oynaşmaya, meydan bırakmayacak şekilde vajinal doyumu vurgulamasıdır. Bazı kadınlar hemen hiç ön oyunlara girişmeden iyice derin bir penetrasyon ve hızlı bir birleşmeden doyum alırlar ve bunu klitorislerinin uyarılması ya da hatta daha az şiddetli bir birleşmeyle geldikleri orgazmdan farklı bulurlar. Ancak bu durumda uyarılan bölge; vajina değil, periton, yani karınzarı olmalıdır. Zaten karın zarının duyarlı olması, her iki cinste de anal yol ile birleşmenin haz verebildiğini açıklamayı mümkün kılmaktadır. Bazı kadınlarda karına baskı yapmanın uyarıcı olduğu da bunu destekler.
Cinsel oynaşmada ve ilk uyarılmada son derece hassas olan klitoris bölgesini, orgazma yönelik olarak tercih etmemek herhalde kadınlarda hala kendi kendine doyum deneyiminin çeşitli baskılar nedeniyle fazlaca yaygın ya da yoğun olmamasıyla açıklanabilir. Yani derin penetrasyon dışında da orgazmın sağlanabildiğini denemek ve kabullenmek gerekir. Ayrıca, vajina penetrasyonunun kadına sağlayabileceği eşine "sahip olma" duygusu ile anaç bir takım duygulanmalar, tercihin bu yöne kaymasını etkileyen psikolojik etmenler olabilirler. Yoksa birinin diğerinden daha iyi olduğunu iddia etmek anlamlı değildir. Ancak, bir bütün içinde birbirlerini tamamhyor olabilirler.
Bir araştırmanın sonuçları, vajina içinde, gerektiği gibi uyarıldığı takdirde yoğun bir orgazma yol açan bir noktanın bulunduğunu ortaya koymuştu. Bu noktaya, araştırmaya katılan jinekologlardan biri olan Ernest Grafenberg'in adı verilmişti. Grafenberg noktası veya "G" noktası, dölyolunun bitişinde ön duvarda bulunur. Skene bezi olarak bilinen bir dokuyla kaplıdır; erkeklerdeki prostatın karşılığı olarak düşünülebilecek olan bu bez, orgazm sırasında belirli noktalar uyarıldığı takdirde, erkeklerde prostatın ürettiği türden bir salgı üretir. Bu salgı vajinayı kaygan hale getiren sıvıdan farklı birşeydir. Orgazm sırasında büyük bir güçle vajinadan dışarıya fışkırdığı tesbit edilmiştir.
Tahrik edilmediği takdirde, çok ufak olan bu noktaya ilk dokunulduğunda, yoğun bir işeme güdüsü duyulmakta, ancak ilk on saniye içinde bunun yerini cinsel güdüler almaktadır. Çoğu kadın bu işeme güdüsünü bastırmak için psikolojik olarak kendini çok fazla kasmakta ve bu nedenle cinsel güdülerini de bastırmaktadır. Sonuç olarak, kadınların pek çoğu Grafenberg noktasının uyarılmasıyla orgazma ulaşmak deneyinden yoksun kalmaktadır.
Bu noktanın bulunmuş olması, vajinal orgazm mı, klitoris orgazmı mı tartışmasına yeni bir boyut getirmişti. Dölyolunun tamamen duyarsız olduğu yolundaki düşüncenin yanhşlığı ortaya konmuş, orgazmın aslında dölyoluyla kiitorisin ortak ürünü olduğu somut ipuçlarıyla kanıtlanmıştı. Ancak son yıllarda bazı uzmanlar tarafından G Noktası diye bir noktanın olmadığı şeklinde yeni tezler de ileri sürülmüştür.


KEGEL EGZERSİZLERİ


Aşk yapma için görev yapan bazı kasların geliştirilmesi, cinsel hazzı artırır. Bunun için başvurulan başlıca yol, leğen kemiği = pelvis adalelerini geliştirmek, ahenklendirmek ve güçlendirmektir. Bu amaçla yapılan egzersizlere Kegel Egzersizleri denir. Bu hareketler, kasları düzenlemekten öte, cinsel birleşme sırasında pelvis bölgesinde ortaya çıkan duyumları, insanın daha yoğun olarak algılamasına yardımcı olur.
Vajinanın içinde kadının iç organlarını tutan pelvis tabanı kasları bir parmağın veya penisin etrafında kendiliğinden kasılır. Ancak kadının, bu kasları bilinçli olarak kasıp gevşetmeyi öğrenebileceği de belirlenmiştir. Dr. Alfred Kegel, kas bilincini geliştirmek için kendi adıyla anılan egzersizleri oluşturmuştur.
Kegel egzersizleri, idrarı başlatan ve durduran kas hareketlerinin aynıdır. Yalnız bunlarda, kasılmaların daha güçlü ve uzun olması için antreman yapıhr. Vajina kasları daha şiddetli kasılabileceği ve penisi daha sıkı sarabileceği için Kegel Egzersizlerinin dolaylı olarak erkeğin cinsel hazzını da artıracağı söylenebilir.
Cinsel duyumlarının azaldığından şikayet eden hastalarına pek çok doktor, önce makatı kontrol eden kasları güçlendirici egzersizler vermektedir. Bunun için makatta ince kalem gibi birşeyin tutulduğunun düşlenmesi gerekir. Altı saniye boyunca kalemin mümkün olduğunca sıkı tutulduğu düşlenmeli, sonra makat gevşetilmelidir. İkinci egzersiz leğen kemiğinin önünde idrar torbasının ağzındaki kasları çalıştırır. İdrar yapmakta olunduğunu düşleyip, idrarı tutmak üzere kasları sıkıca kasmak gerekmektedir.

Kısırlık nedir?

| Posted in | Posted on

İnfertilite (çocuk olmaması) günümüzde evli çiftlerin %15'inin karşılaştığı bir sağlık sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. İnfertiliteye sebep olan faktörlerin 1/3'ü kadına, 1/3'ü erkeğe ve 1/3'ü de her iki cinse aittir. Bu nedenle erkeğe bağlı faktörler sorunun yarısını oluşturmaktadır.

İnfertilite sorunu ile başvuran çiftlerin eş zamanlı olarak muayenesi gerekmektedir. Hastadan öncelikle iyi bir öykü alınması ve fizik muayenesi gereklidir. İyi bir öykü, doktora infertilitenin nedeni olabilecek bazı hastalıklar (hormonal bozukluk, geçirilmiş cerrahi veya enfeksiyonlar vb.) hakkında çok değerli bilgiler verir. Fizik muayenede hastanın genel görünümden başlayarak (sekonder seks karakterleri), testis ve üreme organlarının tam olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

İyi bir öykü ve fizik muayenenin ardından laboratuar ve gerekirse radyolojik değerlendirilme yapılmalıdır. Laboratuar değerlendirilmesinde ilk yapılması gereken spermiogramdır. Spermiogram dışında gerekli ise bazı hormon ve kan tetkikleride yapılmalıdır.

Kısaca erkek infertilitesinin sebeplerini ve tedavi yöntemlerini sıralayacak olursak;

Kadın İçin İlk Gece

| Posted in | Posted on

Aslında konunun anlaşılabilirliği açısından "İlk gece" deyimi yerine "ilk cinsel ilişki" deyimini kullanmak daha doğru olacak. Zira, bu konuda elimizde gerçekçi istatistikler bulunmamasına karşın, kadınlarımızın belli bir yüzdesi, evlenmeden önceki bir dönemde ilk cinsel deneyimlerini yaşamaktadırlar.

Bir kadın için ilk cinsel ilişki deneyimi oldukça önemlidir. Cinsel ilişkiyle ilgili problemler yaşayan çiftlerin tıbbi değerlendirilmelerinde, özellikle kadının uyarılamama, çok geç uyarılma, anorgazmi (orgazm olamama), ya da çok geç orgazm olma gibi sorunlar yaşadığı durumlarda özgeçmişte sıklıkla travmatik bir ilk cinsel ilişki deneyimi bulunmaktadır. Bunda şaşılacak birşey yok, zira kadın açısından bakıldığında ilk deneyim, anatomik bir bariyer olan kızlık zarının aşılması nedeniyle kanama ve beraberinde çoğu durumda az da olsa ağrının yaşandığı bir durumdur. Hazırlıksız ve uygun olmayan koşullarda ve özellikle de bu konudaki sorumluluğunu ihmal eden bir erkek ile beraber yaşanan ilk deneyimin kalıcı psikolojik etkiler yaratması imkan dahilindedir.

İlk ilişki mutlaka ağrılımıdır?

Kızlık zarı kadınların %90'ından fazlasında nispeten ince ve esnek bir mukoza parçası yapısındadır. Kadının kendini tümüyle hazır hissettiği durumlarda, "ön sevişmeyle" bölgede yeterli ıslaklık sağlandığında, erkeğin de yumuşak davranması ve zorlayıcı hareketlerden kaçınması durumunda kadın kızlık zarının yırtılması esnasında ağrı hissetmez, ya da az bir ağrı hisseder. Cinsel ilişkiden alınan hazzın ön planda olduğu bir durumda bu ağrının beynin üstmerkezlerinde bilinçli olarak algılanması ve sonradan "hoş olmayan bir anı" olarak hatırlanma olasılığı düşüktür.

İlk ilişkide mutlaka kanama olur mu?

İlk cinsel ilişkide kanamanın olmaması, kültürümüzde ve diğer bazı kültürlerde kadının bakire olmadığının bir kanıtı olarak kabul edilmektedir. Bu çok büyük bir yanlıştır zira her kadının anatomik yapısı birbirinden farklıdır. Kızlık zarı bazı kadınlarda o kadar esnektir ki, penis içeriye girdiğinde, ve özellikle de vajina giriş bölgesi yeterince "ıslanmış" ve "kayganlaşmışsa" kızlık zarı yırtılmadan kalır. Bu duruma her 100 genç kızdan birinde rastlanabilir. Bazı kadınlarda da kızlık zarının damarlanması zayıf olduğundan zar yırtılmasına rağmen kanama gerçekleşmeyebilir

Kızlık zarının çok kalın olması nedeniyle ilişkinin gerçekleşememesi mümkünmüdür?

Bazı durumlarda ilk cinsel birleşme birinci denemede ve sonraki birkaç denemede gerçekleştirilemeyebilir. Bunun en sık görülen nedeni sanıldığı gibi kızlık zarının kalın olması değildir. En sık görülen neden, genç kadının kendini cinsel ilişkiye hazır hissetmemesidir. Bu durumda kadın kendini gevşetemeyecek, vajinanın girişinde yeralan güçlü kaslar kasılı kalacak ve vajina giriş bölgesinde yeterince "ıslanma" ve "kayganlaşma" olmayacağından penisin vajinanın girişinde yeralan kas ve kızlık zarı engelini aşması zor olacaktır. Erkek böyle bir durumda genç kadının canının yandığını hissettiğinde belli bir süre sonra girişimden vazgeçecektir.

Ender görülen bir neden de kızlık zarının gerçekten kalın olmasıdır. Jinekoloji kliniğine "ilk ilişkiyi başaramama" nedeniyle başvuran kadınların birkısmının özgeçmişinde arka arkaya yapılan ilişki girişimleri sonuçsuz kalmıştır ve muayenesinde de gerçekten kızlık zarı kalındır. Bu durumlarda bazen ufak bir cerrahi müdahale ile kızlık zarının doktor tarafından açılması gerekebilir.

Kızlık zarı yırtılmasına bağlı oluşan kanama ne kadar sürer?

Kızlık zarının yırtılması esnasında bazen yırtık kızlık zarından vajinaya doğru genişleyebilir. "Deflorasyon (deflorasyon kızlık zarının yırtılması anlamına gelen bir kelimedir) kanaması olarak adlandırılan bu durum genellikle ön sevişmenin yetersiz olmasına rağmen yapılan girişimden kaynaklanmaktadır. Çoğu durumda erkek kadının ağrı duymasına duyarsız bir şekilde girişimi sürdürmüş ve yırtık olması gerekenden daha büyük olmuştur. Normalde kızlık zarı bozulduğunda kanama en geç yarım saatte durur. Geniş bir yırtık oluştuğunda ise ya hemen başlayan şiddetli bir kanama, ya da ilişki bitmesine rağmen uzun bir süre devam eden bir kanama söz konusudur. Yapılan jinekolojik muayenede yırtığın yeri tespit edildikten sonra lokal anestezi, ya da geniş yırtıklarda genel anesteziyle yırtık onarılarak kanama durdurulur.

Görüldüğü gibi tamamen doğal bir olay olması gereken "ilk gece" bazı durumlarda aynı gece ya da takibeden günlerde Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanına başvurulmasını gerektirebilmektedir. Kalın kızlık zarı gibi çiftlerin elinde olmayan nedenlere bağlı normaldışı durumlar için erkeğin ve kadının yapabileceği birşey elbette yoktur.

Ancak başarılı bir "ilk gece" için kadının yapması gereken eşine hazır olduğu ya da henüz hazır olmadığı mesajını net olarak verebilmesi, ön sevişme aşamasının kontrolünü kendi eline almasıdır. Erkek ise kadının kendisinden farklı doğasını kabul etmeli, bir kadının cinsel ilişkiye hazır olmasının erkekten daha uzun sürdüğü gerçeğini gözönünde bulundurmalıdır. Daha sonraki ilişkilerin aynası olabilecek bu ilk ilişkide erkek, kadının gevşemesi ve rahatlaması için elinden geleni yapmalı, sabırlı olmalıdır. İlk ilişkide erkek aşırı zorlayıcı hareketlerden kaçınmalıdır.

İLK CİNSEL İLİŞKİ

| Posted in | Posted on

Türkiye'de , cinsel yaşamla ilgili bilimsel araştırma ve anket çalışmaları yeterince yapılmadığı için, ilk gençlikte cinsel ilişki düzeyi ve yoğunluğu hakkında güvenilir bilgiler yoktur. Ancak 1960'ların ortalarında İngiltere'de yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, 18-19 yaş grubundaki kızların yaklaşık yüzde 25'inin cinsel birleşme deneyini yaşadığı bilinmektedir. Oysa Kinsey'in l950'lerin başında yaptığı araştırmada, bu yüzde 25 oranına ancak 20-2l yaş grubundaki kızlarda ulaşılmaktaydı. Buna göre, aradan geçen 15 yıl içinde gittikçe daha küçük yaştaki genç kızların cinsel ilişkiye girdiği sonucuna varmak yanlış olmayacaktı. Aynı şekilde, 1960'lardan günümüze kadar geçen sürede cinsel birleşme yaşının giderek daha da küçüldüğü söylenebilir. İngiltere için geçerli olan bu gözlemler, diğer Batı ülkeleri için de geçerlidir.
Ülkemizde durum biraz daha farklıdır: kırsal kesimlerde evlilikler zaten oldukça küçük yaşlarda olmaktadır. Ancak bu, bir "cinsel özgürleşme" belirtisi olarak görülemez. Tam tersine, çok genç yaştaki kızlar çoğunlukla kendi onayları alınmadan evlenmeye zorlanmaktadır. Buna karşılık, kentlerde evlilikler genellikle 20 yaşından sonra olduğu için Batı'da elde edilmiş istatistiklerle bir karşılaştırma yapma olanağı bulunabilir. Sağlam, bilimsel veriler bulunmamasına rağmen Türkiye'de genç kızlar için evlilik öncesi cinsel birleşme oranının bir yirmi yıl öncesine göre hayli arttığına inanılabilir. Bu, cinsel özgürleşme atmosferinin bir sonucu olduğu kadar, evlilik yaşının yükselmesine de bağlıdır. Önemli bir etken de, doğum kontrol yöntemlerinin gelişmesidir. Genç erkekler içinse böyle bir sorun zaten yoktur: onlar, lise çağından başlayarak, cinsel ilişkide bulunmaya, bunun için genelevlere gitmeye teşvik edilmektedir.
Ortaya attığı görüşlerle tartışmalara yol açan İngiliz eğitimcisi A.S. Neill, kendi okulundaki öğrencilere doğum kontrol araçları sağlanmamasının tek nedeninin yasaların böyle birşeye izin vermemesi olduğunu söylemiştir. Neill'e göre, çocuklara cinsel yönleriyle ilgili bir utanç duygusu aşılanmasının ve arzu ettikleri zaman cinsel faaliyette bulunmalarına olanak verilmemesinin sonucunda, ortaya eksik ve mutsuz yetişkinler çıkmaktadır.
Buna karşılık, Neill'i eleştiren başka eğitimciler de, fiziksel gelişme ile ruhsal ve zihinsel gelişmenin iki farklı olgu olduğunu ileri sürmektedir. Bunlara göre, çocuklara seksle ilgili bir suçluluk ve utanç duygusu aşılanması elbette yanlıştır ama, erken yaşta cinsel faaliyete geçmeye teşvik edilmeleri de doğru değildir.
Kuşkusuz, bir insanın cinsel yaşamına belli bir zihinsel olgunluk düzeyinde başlaması, daha sonra cinselliğin bedensel ve ruhsal yönlerini daha iyi bütünleştirmesine yardım edecektir. Ama sorun, bu olgunluk düzeyinin nasıl saptanacağıdır . Üstelik, cinsel deneyin kendisi de kişinin olgunlaşmasına katkıda bulunur. Yine de, olgunluğun bir ölçütünün kişinin cinsel eşine karşı tutumu olduğunu kabul edebiliriz: eğer genç kız ya da erkek, karşısındaki kişiyi sevebiliyor, ona değer veriyor, onun kaygı ve sevinçlerini paylaşabiliyorsa, ve en önemlisi, ilişkisinin sorumluluğunu üstlenebiliyorsa o zaman cinsel yaşamın ağırlığını da kaldırabilecek demektir.
Bugünün anne ve babaları, çocuklarının cinsel deneylerini yasaklayarak önüne geçilmez bir gelişimi durdurmaya çalışmak yerine, kurdukları ilişkilerde karşılıklı sevgi, şefkat ve sorumluluk gibi şeylere dikkat etmeyi öğretmelidirler. Cinsel yönlerinin görmezden gelindiği ya da bastırıldığı bir ortamda yaşayan gençlerin ilk cinsel deneyleri, çoğu zaman olumsuz koşullarda ve tatsız bir biçimde gerçekleşir. Buna karşılık cinsellikleri herhangi bir dış müdahaleden uzak, doğal bir biçimde gelişmiş kişiler ilk ilişkilerine de rahat ve güvenle girerler.

Geç boşalma nedir ?

| Posted in | Posted on

Erkeğin cinsel etkinlikleri sırasında hiç boşalamaması veya geç boşalması durumuna "Ketlenmiş boşalma" ya da "Geç boşalma" diyoruz. Erkek cinsel işlev bozuklukları içinde en nadir görülen bozukluktur. Hiçbir zaman boşalma olmuyorsa, aksaklığın bedensel bir nedenden kaynaklanma olasılığı çok yüksektir ve bir üroloji uzmanı tarafından incelenmesi gereklidir.

Geç boşalma, çeşitli biçimlerde görülebilir. Sorun genellikle eşli cinsel etkinliklerde ortaya çıkmakla beraber gençlerde masturbasyon sırasında da görülebilir. Bedensel gelişimde gecikme söz konusu değildir, cinsel organların yapısı ve işlevi normaldir. Ergenlik dönemine girilmiş, ses kalınlaşmış, erkek tipi kıllanma başlamış, uykuda gece boşalmaları olmaktadır. Ergen masturbasyon yapmayı denediğinde çok uzun sürede boşalır veya hiç boşalamaz.

Genellikle bu kişiler alışılmış masturbasyon biçimlerini kullanmazlar, yani ellerini hareket ettirerek, penislerini uyarmazlar. Bazen yalnızca bedenleri özel bir durumda iken, örneğin yüzüstü yatarken, boşalacak kadar uyarılabildiklerini söylerler. Sıklıkla ellerini kullanmadan sürtünme hareketi ile boşalabilirler. Ancak alışılmış şekilde, ellerini kullanarak masturbasyon yaptıklarında boşalma oluşmaz. Genellikle eşli cinsel etkinliklere girişmekte çekingendirler, eğer kız arkadaşları ile giyinik veya yarı giyinik sevişmeleri olduysa, bunlarda penis sertleşmiş ,ancak boşalma olmamıştır. Bu tarz sevişmelerde erkeğin boşalması zaten istenen ve beklenen bir durum olmadığı için sorun oluşturmaz. Bu durumdaki gençlerin sorunu, ön değerlendirme sonrasında, uygun masturbasyon tekniklerinin öğretildiği, birkaç cinsel tedavi oturumu ile, kısa sürede tamamen düzelir.

Geç boşalmanın daha sık görülen biçiminde, erkeğin tek başına iken yaptığı masturbasyon sırasında sorunu yoktur. Başkalarına göre biraz daha uzun sürede olsa da, masturbasyon genellikle boşalma ile sonlanır. Burada temel bozukluk, eşli cinsel etkinliklerde boşalmanın olmaması veya çok geç olmasıdır.

Bu cinsel işlev bozukluğu birçok farklı tipte ortaya çıkabilir. Bazıları kadınların yanında, hiçbir şekilde boşalamaz, kadının varlığında masturbasyonla da boşalamaz. Bazıları kadınlarla sevişme sırasında geç de olsa boşalabilirken, cinsel birleşme sırasında hiçbir zaman boşalamaz.

Bu hafif tipteki geç boşalma durumu, özellikle çocuk isteyen çiftler için önemli bir sorun oluşturur. Geç boşalmanın daha hafif bir tipinde ise, erkek eşli cinsel etkinliklerde, cinsel birleşme sırasında da bazen veya her zaman boşalabilmekte, fakat bu çok uzun sürmektedir. Geç boşalmanın şiddetine göre değişerek, 30-90 dakikaya kadar uzayabilen cinsel birleşmeler ise eşler için fiziksel açıdan ve zaman olarak sorun yaratabilmektedir. Bu seyrek görülen sorunun cinsel tedavisi de, diğer cinsel işlev bozukluklarına göre daha karmaşıktır ve daha uzun sürer. Birçok cinsel işlev bozukluğu, düzenli bir cinsel eşi olmayan erkeklerde de başarıyla tedavi edilebilir.

Ancak geç boşalma durumunda, sorun cinsel eşin varlığında ortaya çıktığı için, cinsel tedavi için de düzenli bir cinsel yaşamın mümkün olduğu bir eş zorunlu olmaktadır. Cinsel tedavinin süresi, geç boşalmanın şiddetine göre 4-8 aya kadar uzayabilmektedir.

Seyrek görülen bir cinsel işlev bozukluğu olduğu için, az sayıda tedavi çalışması vardır, tedavi başarısı diğer cinsel sorunlar kadar yüksek değildir. Bu nedenle cinsel tedavinin, deneyimli bir uzman tarafından yürütülmesi gereklidir.

Gebelikten Koruyucu İğneler Nedir?

| Posted in | Posted on

Gebelikten koruyucu iğneler doğal kadınlık hormonu olan progesteronun sentetik formunu içeren ve yavaş salınan ilaçlardır.

Nasıl etki ederler ?

Bu enjeksiyonlar, hem yumurtalıklarda yumurta hücresi yapımını engeller, hemde rahim ağzındaki salgıları koyulaştırıp erkek tohum hücresinin (sperm) rahime girişine engel olarak gebeliği önlerler.

Etkililikleri nedir ?

Her üç ayda bir düzenli kullanıldığında %100’e yakın etkilidir

Faydaları nelerdir ?

3 ay süre ile gebelikten kesin olarak korur.
Kolay uygulanır.
Anne sütüne zarar vermez. Emziren anneler kullanabilir.
Demir eksikliği anemisini (kansızlık) önler.
Üreme organları iltihapları ve yumurtalık kanserlerine karşı koruyucu etkisi vardır.
Bırakıldıktan sonra gebe kalınabilir mi ?

Bırakıldıktan sonra gebe kalınabilir. Bazen doğurganlığın geri dönüşü aylar sürer, bazen bir yıla kadar uzar.

Yan etkileri var mıdır ?

Bazı kadınlarda yöntem ilk uygulandıktan sonraki aylarda adet miktarı ve süresi değişebilir. Bazen ilk aylarda baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, sinirlilik, hafif kilo artışı gibi yan etkiler ortaya çıkabilir.Ancak tüm bu belirtiler zamanla geçer.

Kimler kullanamaz ?

Gebelik veya gebelik şüphesi,
Aktif karaciğer hastalığı,
Damar hastalıkları olanlar,
Meme kanseri şüphesi veya tanısı almış olanlar,
Cinsel organ kanserleri olan kadınlar,
Nedeni bilinmeyen vajinal kanaması olan kadınlar tarafından kullanılmamalıdır
DİKKAT!

Gebelikten koruyucu iğneleri kullanırken:

Aşırı adet kanamanız olursa,
Şiddetli baş ağrınız olursa,
Şiddetli karın ya da kasık ağrınız olursa,
Düzenli adet görürken; adet geçikmesinin olması durumunda
Mutlaka tıbbi kontrol için sağlık kuruluşuna başvurunuz.

Hekim kontrolü dışında ilaç kullanmayınız !


--------------------------------------------------------------------------------

Daha fazla bilgi edinmek istiyorsanız hekiminize veya bölgenizdeki Sağlık Ocağı, Ana Çocuk Sağlığı ve Aile Planlaması Merkezine veya Devlet Hastanesi Nüfus Planlaması Kliniğine başvurunuz.

cinsellik ve gen

| Posted in | Posted on

Ylk baky?ta aralarynda ba?lanty kurulamayan ve iki ayry kelime gibi görünen bu kavramlaryn, son ara?tyrmalarda elde edilen bulgulara göre, birbirini tamamlayan, ya?am sisteminin açyklanmasynda önemli veriler oldu?u anla?ylmy?tyr.

Tarih boyu cinsellik ile ilgili pek çok anekdot okumu?sunuzdur. Bunlardan özellikle ki?isel olanlary, belleklerde yo?unla?my?tyr. Toplumsal de?erlerin ba?ynda gelen cinsellik hakkyndaki de?er yargylary, bireylerde ve uluslarda ?artlanmalar istikametinde ve astrolojik etkilerle olgunla?maktadyr. Bir bakyma, Do?u ve Baty Kültürleri arasyndaki fark da bu ?ekilde belirginle?mi?tir.

Yeryüzünde ilk insanyn, ortaya çyky?yndan beri varolan, ilk ça?lardan itibaren zikredilen, "temel içgüdü"lerden biri kabul edilen cinselli?in, acaba 'gen'lerle ne gibi ba?lantysy olabilir?

Kadyn ve erkek arasyndaki en yakyn ve payla?ymcy eylem olan cinsel ili?ki syrasynda aktarylan erkek spermi ile, kadyn yumurtasy arasyndaki 'bir'le?me, sadece basit bir üreme fonksiyonu olarak nitelendirilebilir mi?

Bu nokta, filozoflaryn ve bilimadamlarynyn dikkatini çekmi?, kendini tanyma, ya?am sistemini anlama konusunda çaly?malarda bulunanlar, zaman içinde fikirlerini açyklamy?lardyr.

Eflatun "Sempozyum" adly eserinde "Neden cinsellik vardyr?" sorusuna, Aristophones'in me?hur konu?masyndaki öneriyle yanyt vermi? ve konuyu "bir tamirat/yenileme" ?eklinde ele almy?tyr.

Eflatun'un çözümü; daha sonraki ça?larda, cinsel içgüdüleri, ya?amy koruma ve ya?ama isteklerini içerdi?i gerekçesiyle, Freud tarafyndan da benimsenmi?tir. Ayny soruya cevap arayan pek çok dü?ünür, sonunda kendini biyolojik evrim ilmi içinde bulmu?tur. Bu ilim, ya?ayan dünyanyn, dört milyar yyl önceki mütevazi ba?langycyndan ?imdiki haline, ne ?ekilde ve niçin geldi?ini incelemektedir.

Charles Darwin, "The. Origin of Species" isimli me?hur eserinde, cinsellikten ve onun de?i?imlerdeki rolünden bahsetmi?tir. Darwin'e göre, bir "tabiat kanunu" olarak, ya?amyn devamy için e?le?me gereklidir.

Ondokuzuncu yüzyylyn sonlarynda, Alman Biyolog August Weismann, ölümlü ve ölümsüzü biyolojik terminoloji ile açyklayarak cinsellikle evrimi ili?kilendirmi?tir. Weismann'a göre cinsellik, evrimi hyzlandyran bir faktördür; çünkü tabiatyn seçmesi için içeri?i sürekli de?i?en bir depo sunmaktadyr.

Ama, esas önemli açyklama ve ba?lantylar, yakla?yk elli sene önce ke?fedilen DNA ve genetik ilmi sayesinde olmu?tur. Varly?yn bu boyuttaki, ifade edilen en küçük ?ekil birimi olan ve hücrenin temelini olu?turan DNA= DeoksiriboNükleikAsit, içinde canly ile ilgili tüm bilgilerin bulundu?u, ayny bilgiyi içeren ama, pozitif ve negatif gibi birbirini tamamlayan iki ayry polinukleotid zincirinden olu?mu?tur. Bunlardaki (nükleotid) bilgi, bir canly olu?turmak üzere, hem depolanyp hem de transfer edilmek için hazyrlanmy?tyr.

DNA molekülünde belli yapy ta?laryny üretmek için gereken genetik ?ifreyi ta?yyan "gen" adly bir bölge vardyr. Bu bölge, o organizma ile ilgili her bir özelli?i tek tek belirleyen konfigürasyonlara (yapy ?ekli) sahiptir.

Genler, bir organizmanyn karakteristiklerini belirleyen talimatlarla yüklüdür. Bunlar için gereken sistem ise, çevre tarafyndan sa?lanyr.

Organizmalaryn olu?masy için genlerin aktarymy, üreme fonksiyonu ile gerçekle?ir. Üreme, insanda, kadynda yumurta, erkekte sperm üretimi ile ba?lar. Yarysy anneden, yarysy babadan gelen DNA molekülleri, yumurta ve sperm içinde paketlenerek saklanyr, böylece daha sonraki ku?aklara aktarylyr. Aktarma i?lemi, görüldü?ü gibi, cinselli?in bir sonucu olarak gerçekle?ir.

Cinsel ili?ki yoluyla, iki ayry cinsten gelen DNA molekülleri kyrylyr ve tekrar yeni bir ?ekilde birle?ir. Kadyn ile erkekten gelen, hata yüklü de olabilen DNA'lar bir bütün te?kil eder, cinsel ili?ki evresinden sonra yeniden gençlik kazanyrlar.

DNA'larda meydana gelen bozukluklaryn düzeltilmesinde cinsellik çok önemli yer tutar; çünkü hataly DNA olu?umuna yol açan mutasyonlary kysytlar. Bu kysytlama i?lemi, hataly kodun, kadynla erke?in birle?mesi syrasynda, tamir enzimlerince uzakla?tyrylmasy ile gerçekle?ir.

Yakla?yk dört milyar yyl önce ba?layan insan neslinin sa?lykly bir ?ekilde devamy, her türlü de?i?ikli?e ra?men, cinsellik sayesinde olmu?, anne ve babadan aktarylan genetik veriler harmanlanyp onlaryn sahip oldu?u özelliklerin dy?yndaki bilgilerin de yeni ku?aklarda ortaya çykmasyna zemin hazyrlanmy?tyr.

Kysaca belirtmek gerekirse, cinsellik; varlyk ile ilgili tüm bilgileri içeren genleri tamir eden, mutasyonlary, bozulmalary kontrol altynda tutarak, onlary (genleri) sa?lykly tutan çok geli?mi? bir sistemdir. Böylece o tür, her türlü mikro ve makro de?i?ime ra?men, ya?amyny devam ettirir, ortak özellikler havuzundan her an yeni olu?umlarla kendini tamir etmeye devam eder.

Geçti?imiz günlerde, basynda yer alan bir habere göre, kiotech firmasy tarafyndan üretilen ve Yngiltere'de saty?a çykarylan Xcite adly yslak mendilin kokusu, sürenin cazibesini artyrmaktadyr. Kadyn ve erkekler için iki farkly türde üretilen bu mendiller, insanlara cinsellik sinyali göndermek ve kar?y cinsi kendine çekmek için salgylady?y `feromon' adly kimyasal maddeyi içeriyor. Aslynda bir hormon olan feromon (Pheromone), erkekte ter ve idrarda, kadynda ise vajinal salgylarda,koltuk alty teri,tükürük ve çapakta bulunuyor. Feromon baskysyny ister istemez hissediyor ve cinsel yönden uyarylyyoruz.

Burada bireyin hormonlarynyn dy?tan içe etkilenmesi söz konusu olmaktadyr. Ayny olay Cinsellik hormonlarynyn içten genler vasytasyyla harekete geçmesi ile de gerçekle?mektedir. Bu olu?um Bebe?in ana rahminde aldy?y kozmik etkilerle formatlanyr. Uygun açylymlarda ise ortaya çykar. ABD Ba?kany Clinton'da görüldü?ü gibi. Neden tamamen genetiktir.

Mistizm'de cinsellik hareketlerine "kader" kavramy ile de?inmede, cinsellik arzeden konumu üstü kapaly ?ekilde, "Gen"lere ba?lamaktadyr.

GÖĞÜSLER

| Posted in | Posted on

Erkek ve kadın arasındaki en belirgin farklardan biri olan göğüsler her iki cinste de başlıca uyarım bölgelerindendir. Özellikle kadın göğüsünün duyarlılığı çok yüksektir. Yalnızca bu alanın uyarılmasıyla kadın orgazma bile varabilir; Kinsey'in araştırmaları bu noktayı açıkça sergilemiştir.
Kızlarda göğüsler, adet görmeye başlamadan önce irileşirler. Hatta adet görülünce biraz ufalabilirler. Ergenliğin hemen ilk aşamasında ortaya çıkan bu değişiklik, kadının giderek doğurmaya ve yavrusunu beslemeye hazır duruma gelmesine işaret eder. Fizyolojik olarak beslemekten öte bir işlevi olmayan göğüsler, hemen her kültürde önemli cinsel tutkuların başında gelmektedir. Simgesel olarak dişi ile erkek arasındaki ayırımı gözler önüne koyması ve buna ilişkin, tüm sonuçları çağrıştırması bakımından çağlar boyunca göğüsler, kalçalar gibi dişilik ve doğurganlık simgesi olagelmişlerdir. Eski çağlardaki çok göğüslü bereket tanrıçası heykelleri, Rönesans'daki açık dekolteli kadın resimleri, günümüzdeki kıyafetler hep göğüslere atfedilen cinselliğin vurgulanarak karşımıza çıkmasına örnektir.
Göğüslerin, biyolojik tanımlarına uygun hale gelmeleri, yani iki meme bezi etrafındaki yağ ve doku yığını haline varmaları zaman alan bir süreçtir. Aşağı yukarı 8-10 yaşlarında kız çocuklarında göğüslerin gelişmesinin ilk işareti olarak "areola", yani meme uçlarının etrafindaki koyu renkli hale, genişlemeye başlar. Buna, tomurcuklanma denir. Tomurcuklanmanın arkasından giderek bütün göğüs dolgunlaşmaya başlar ve yuvarlaklaşır. Uzun ergenlik devresi boyunca göğüslerde pek bir değişiklik olmaz; ancak adet zamanlarından önce, yumurtalıklardan üretilen progesteron hormonu fazla yoğun olabildiği için, meme bezlerinin hücreleri geçici olarak büyüyebilirler. Adet öncesi göğüslerde ortaya çıkan gerilme duygusu bu yüzdendir. Bir de hamilelikte ve özellikle doğumdan sonra, üretilen süt nedeniyle göğüsler şişer. Doğumla birlikte meme bezleri süt üretmeye başlarlar. Bu süt, özel kanallarla meme uçlarına götürülür. Bazı Afrika kabilelerinde olduğu gibi çok uzun sürelerle emzirmediği takdirde göğüslerin bu eylemden dolayı yıpranmaları olağan değildir. Genellikle emzirme döneminin sonunda çok hafif bir deformasyonla birlikte, göğüsler eski durumlarına dönerler. Kadın göğüslerinin biçim ve büyüklüğü kalıtsaldır. Ancak hormonal denge bozuklukları aşırı irileşmeye veya başka bir takım anormalliklere yol açabilir. Göğüs biçim ve büyüklükleri kadından kadına büyük farklar gösterebileceği gibi, genellikle bir kadının iki göğsü de birbirine eşit olmayabilir. Göğüs büyüklüğünün, kadının ne cinselliği, ne doğurganlığı, ne de emzirme gücüyle bir ilişkisi vardır. Ufak göğüslü bir kadının büyük göğüslü birinden daha az şehvetli olacağı veya daha az süt üreteceği yolunda hiçbir bilimsel kanıt yoktur. İdeal bir göğüs biçiminden sözetmek olanaksızdır. Bu, çağdan çağa ve insandan insana değişmektedir. Hatta yaşadığımız çağda bile göğüs beğenisi sık sayılabilecek değişiklikler göstermiştir. Ancak hiç olmazsa bu değişikliklerin tespit edilebileceği birkaç kıstasın bulunduğu belirtilebilir. Göğüs yapısının düşük olup olmadığını belirlemek için göğüs başlangıcının üçüncü ile beşinci kaburgalar arasında bulunup bulunmadığına bakılır. Areola ile meme arasındaki orantı ve göğüsün şekli, yani yassı mı yuvarlak mı ya da silindir mi, konik mi olduğu genellikle kullanılan kıstaslardandır. Göğüs güzelliği konusunda en çok değişen anlayış, göğüs büyüklüğüne ilişkin olandır. İkinci Dünya Savaşı ve hemen sonraki yıllarda iri göğüsler makbulken, 1960'lı yıllarda adeta göğüssüzlük moda olmuştur.
Gerek kadında, gerekse erkekte göğüslerden uyarılma durumunda gözle görülen bir tepki ; meme uçlarından gelir. Areolanın ortasındaki bu koni biçimli yükselti, kadında erkekte olduğundan daha büyük ve yaygındır. Soğukta olduğu gibi cinsel coşkulanmada da her iki cinsin meme uçları sertleşir. Kadında bu sertleşme emzirme sırasında da olur ve zaten bebeğin meme ucunu ağzına alabilmesi için gereklidir. Cinsel temas içinde erkeğin kadının meme ucunu ağzına almasıyla emzirme arasında, çeşitli ruhbilimciler bağ kurmuşlardır. Buna düşkün olan erkeklerde anne tutkusu bulunduğu ya da göğüslerinin eşlerince emilmesinden hoşlanmayan kadınların eşlerinin annesini kıskandığı yolundaki bu çıkarımlar, ağırlıkla Freudiyen yorumlara dayanmaktadır.


EMZİRME

Doğumdan hemen sonra memeler "kolostrum" adı verilen ve bebeğe bağışıklık sağlayan bir sıvı üretirler. Üç gün kadar sonra da bu sıvının yerini süt alır. Anne istemezse bebeğine süt vermeyebilir. Ancak çeşitli tıp araştırmaları emzirmenin hem çocuk, hem de anne açısından yararlı olduğunu ortaya koymuşlardır. Kaydedilen tüm teknolojik gelişmeye rağmen anne sütünün tümüyle yerine geçebilen bir mama henüz yapılamamıştır. Keza, üretimine neden olduğu oksitosin hormonu sayesinde dölyolunun küçülmesine yol açan emzirme işleminin de bir benzeri yoktur. Bu hormon, dölyolu kaslarının kasılmasını sağlayarak o bölgenin doğumdan önceki halini almasına yardımcı olur.
Bebek süt emerken annenin cinsel olarak coşkulanması olağan bir olgudur. Bundan dolayı rahatsız olmak yersizdir. Aksine, önemli fizyolojik ve psikolojik işlevleri olan bu deneyi sevinçle yaşamak gerekir

FRENGİ (Sifiliz)

| Posted in | Posted on

Frengi nedir ?
Frengi, Treponema pallidum adı verilen bir bakterinin (mikrop) neden olduğu cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır. Tedavi edilmediği takdirde, bu bakteri zaman içerisinde vücuda yayılarak birçok organda hasara neden olur.

Frenginin yaygınlığı nedir ?

Frengi en sık rastlanılan cinsel yolla bulaşan hastalıklardan biridir. 1995 yılı Dünya Sağlık Teşkilatı tahminlerine göre her yıl yaklaşık 12 milyon kişi hastalığa yakalanmaktadır. Hastalık en sık Güney ve Güneydoğu Asya'da görülmektedir. Son yıllarda Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra ortaya çıkan Bağımsızlıklarını Yeni Kazanmış Devletler'de de hastalığın giderek arttığı bildirilmektedir.

Frenginin ilk belirtileri ne zaman ortaya çıkar ?

Hastalık; penis, vajina, anüs (makat) ya da ağız yolu ile bulaşır. Mikrobun sağlam kişiye bulaşmasından sonra ilk belirtiler 10 gün ile 3 ay içerisinde ortaya çıkar. Hastalıkta bir veya daha fazla sayıda, üstü açık, bir santimetre boyutlarında , sert, ağrısız "şankır" adı verilen yaralar oluşur. Bu yaralar, genelde bakterinin ilk bulaştığı cinsel organlar etrafında oluşur. Mikrop daha sonra kan yolu ile bütün vücuda yayılır. Kasık ve boyun lenf bezleri şişebilir.

Frengi şankırı ne zaman ortadan kalkar ?

İster tedavi edilsin ister edilmesin frengi şankırı birkaç hafta içerisinde kendiliğinden kaybolur. Tedavi görmeden yaraların iyileşmesi hastalığın iyileşmesi anlamına gelmez. Bu devrede tedavi edilmeyen hastalarda hastalık ilerler.

Frengi, şankır döneminde tedavi edilmez ise ne olur ?

Hastalık şankır döneminde tedavi edilmez ise, yaraların ortaya çıkışından itibaren 3-6 hafta içerisinde, ellerde, ayaklarda ve vücudun diğer kısımlarında kırmızılıklar (döküntüler) oluşur. Bu kırmızılıkların olduğu bölgelerde de bakteri bulunmaktadır. Bakteri, fiziksel temas sonucu, bu bölgelerdeki yara, sıyrık gibi kısımlardan sağlam kişiye bulaşabilir. Döküntüler genellikle birkaç hafta ya da ay sonra kendiliğinden ortadan kalkar. Döküntüleri ile birlikte; hafif ateş, yorgunluk, baş ağrısı, boğaz ağrısı gibi belirtiler de bulunabilir. Tedavi edilmeyen vakalarda dahi, bu belitiler kendiliğinden kaybolabilir. Frenginin ikinci dönemi olarak bilinen bu dönem 1-2 yıl devam edebilir.

Frengi, döküntü döneminde de tedavi edilmez ise ne olur ?

Gerek birinci, gerekse ikinci dönemde tedavi edilmeyen frengi vakalarının üçte birinde, hastalık uzunca bir süre sessiz kaldıktan sonra daha ileri bir döneme gider. Bakteri kalp, gözler, beyin, sinir sistemi, kemikler, eklemler başta olmak üzere vücudun birçok yerinde hasarlara neden olur. Bunun sonucu ruhsal bozukluklar, körlük, felçler ve ölüm meydana gelir.

Frengi gebe kadından bebeğine bulaşır mı?

Tedavi edilmeyen frengili gebe kadından, bakteri hamilelik esnasında bebeğe bulaşabilir. Bulaşım riski % 70 dolayındadır. Bu gebelerin ise yaklaşık % 25'i, ölü doğum ya da erken dönem bebek ölümü nedeni ile çocuklarını kaybederler.

Frengi kan nakli ile de geçer mi?

Hastalık mikrobu kanda da bulunduğundan kan donörlerinde frengi testi yapılır. Test sonucu hastalık bulunduğu anlaşılırsa kan başkalarına verilmez. Kontrolsüz kan nakli ile hastalık sağlam kişiye bulaşabilir.

Frengi tanısı basit midir ?

Frenginin ilk belirtileri diğer bazı hastalıklarda da bulunabilir. Bu nedenle hastalık tanısı sadece hekim tarafından konulabilir. Hekim yaralardan alacağı örnekte mikroskop altında bakteriyi görebilir. Bunun yanında tanı koymaya yardımcı kan testleri de vardır. Ancak, ilk 3 ay testlerin yalancı negatif sonuç (mikrobu taşıdığı halde negatif sonuç çıkması) verebileceği de akılda tutulmalıdır.

Frenginin tedavisi var mıdır?

Frengi genellikle penisilin tedavisi ile kolayca iyileşir. Penisilin dozu ve uygulama şekli hekim tarafından belirleneceğinden, cinsel organları etrafında frengi şankırı olanlar kendi kendilerine ilaç kullanmamalıdır. Tedavinin başlangıcından genellikle 24 saat sonra bulaştırıcılık kaybolur.



Hekim önerisi olmadan ilaç kullanmayınız !
Cinsel yolla bulaşan hastalık belirtilerinden kuşkulandığınızda hekime başvurunuz.

Cinsel eşinizin de muayene ve gerekirse tedavisini yaptırınız.

Daha önce frengi geçirmiş, ya da o anda şankır belirtileri olan bir kişi iseniz kan bağışında bulunmayınız. Sağlık personelini bu konuda uyarınız.

Frengiden nasıl korunulur ?

ERKEK CİNSEL ORGANLARININ YAPISI VE İŞLEVİ

| Posted in | Posted on

Dıştan bakıldığında, erkek cinsel organları; penis ve er bezlerinden (testisler) ibarettir. Er bezleri, skrotum dediğimiz torba şeklinde bir deri ile sarılı olarak penisin iki yanında sallanırlar. Büyüklük ve biçimleri farklı olabilir, biri daha aşağıda veya daha küçük olabilir. Er bezleri, erkeklik hormonlarının ve spermlerin yani erkek üreme hücrelerinin yapıldığı yerdir. Her er bezinde üretilen sperm hücreleri, epididim dediğimiz bir demet oluşturur, birer sperm kanalı (vas deferens) ile prostat bezine gelir, burada sperm hücreleri meni keseleri (vesiküla seminalis) ve prostat bezinde üretilen meni denilen yardımcı sıvılarla karışarak boşalma kanalları ile penise iletilir. Penis, baş, gövde ve taban bölümlerinden oluşan kemiksiz bir organdır. Dışını çevreleyen deri, ince, duyarlı ve esnektir. Bu gevşek deri dokusuyla kaplı penisin büyük kısmı, süngersi doku ve kan damarları şebekesinden oluşur. Cinsel uyarılma sırasında, bu damarların kanla dolması sonucu penis büyür ve sertleşir. Şekilde de görüldüğü gibi, penisin içinde uzanan üretra; hem idrar hem de üreme yollarının boşaltım kanalıdır. Bu kanal penis başından ufak bir delikle dışarı açılır. Erkek cinsel istek duyduğunda, bedensel veya psikolojik bir engel yoksa, düzenli fizyolojik olaylar halinde cinsel yanıt oluşur. Cinsel uyarılma sırasında, bedensel değişiklikler olur; kan dolaşımı hızlanır, kalp atımı ve kan basıncı yükselir, solunum hızlanır, kas gerginliği artar. Cinsel organların duruşu değişir, penis içindeki damarlar kanla dolar, penis büyür ve sertleşir. Cinsel etkinlik süreci boyunca, cinsel istek azalmasa da, sertleşme zaman zaman azalabilir, kaybolabilir, cinsel uyarılma devam ederse penis yeniden sertleşir. Bu sırada erkek sertleşme kaybından kaygılanırsa, cinsel istek ve uyarılma devam etmesine rağmen, psikolojik engel nedeniyle sertleşme yeniden oluşmayabilir. Her erkek, zaman zaman geçici sertleşme zorlukları yaşar. Çoğu erkek bundan kaygı duymaz ve herhangi bir sorun oluşmaz. Bazı erkeklerde ise, sertleşmenin olup olmaması, sürüp sürmemesi konusunda kalıcı bir kaygı oluşur, böylece sertleşme bozuklukları gelişir.

Uyarılmanın en yüksek noktasında orgazm ortaya çıkar. Erkek orgazmı, iç ve dış cinsel organlardaki kasların ritmik kasılmaları ile oluşur, bu sırada penisten spermleri taşıyan meni fışkırır ve buna zevkli duyumlar eşlik eder. Orgazmdan sonraki çözülme aşamasında, bedensel işlevler ve cinsel organlar, uyarılma öncesi durumlarına dönerler. Erkekler boşaldıktan hemen sonra, cinsel ilgilerini kaybederler, cinsel yanıt veremeyecekleri fizyolojik bir dönem vardır. Bu yanıtsız dönemde, cinsel istek duymazlar, cinsel olarak uyarılamazlar, hatta uyarılmak istemezler, penis yeniden sertleşemez. Bu tamamen normal, fizyolojik bir durumdur. Bu yanıtsız dönem, birkaç dakika veya saatlerce sürebilir. Erkekten erkeğe, aynı erkek için günden güne değişiklik gösterebilir. Erkeğin yaşı ilerledikçe, yanıt veremeyeceği süre uzayacaktır.

Erkek cinsel işlevinin iki temel bölümü vardır: Penisin sertleştiği cinsel uyarılma ve meninin boşaldığı orgazm. Bu iki bölüm, sinir sisteminin farklı bölümlerince yönetilir. Bu yüzden de bedensel veya psikolojik nedenlerle bir bölümü ilgilendiren aksaklıklar ortaya çıktığında, diğer bölüm sağlam kalabilir.

Neden eşcinsel olunur?

| Posted in | Posted on

Neden bazı insanların eşcinsel olduğu, çok sorulan, çok tartışılan bir konu. Farklı kesimlerden insanlar, genetiği, ailenin yetiştirme biçimini, şu ya da bu yaşam olayını sorumlu tutma eğilimi gösteriyor. Bilimsel anlamda bugün için, bu soruya verilebilecek en dürüst yanıt, 'henüz bilmiyoruz'dur. Heteroseksüelliğin ya da biseksüelliğin de neden olduğunu henüz bilmiyoruz.

Bilimsel olarak nedenini bilmediğimiz,kesin bir neden sonuç ilişkisi kurulamayan daha birçok durum var. Buna rağmen, toplumun insanların cinselliğini standartlaştırma eğilimi nedeniyle, neredeyse yalnızca eşcinselliğin nedeni konuşulur. Bu dışlamanın, "normal" dışı saymanın açık bir dışa vurumudur.

Bazıları, eşcinsellerin cinsel kimlikleriyle toplum içinde bulunmalarına, "gençleri bu yaşam biçimine özendireceği için" karşı çıkarlar. Erkeklerin ya da kadınların toplu halde bulunduğu ortamlarda, eşcinsel eğilimlerin gelişmesinden endişelenilir. Ana-babalar, büyük bir tehlike söz konusuymuş gibi, çocuklarının eşcinsel olmasından korkarlar. Birçok iş alanında eşcinsellerin çalıştırılmasına iyi gözle bakılmaz.

Öte yandan, birçok insan sosyal çevrelerindeki eşcinselleri bilmezden gelir. Birçok eşcinsel birey de, cinsel kimliklerini en yakın çevrelerinden bile özenle gizleme gereğini duyar. Toplumsal kabul gören tek tip cinsellik modelinde, bir kadın ile bir erkeğin evlilik kurumu içinde kurdukları, tek eşli, üremeye açık, cinsel birleşmeler yer alır. Bu cinsellik modeli, dünya üzerinde yaşayan tüm insanlar için en uygun, en istenir model olmayabilir.

Heteroseksüel kadın ve erkekler, tek eşli bir evlilik istemeyebilirler, evlilik kurumunu ya da çocuk sahibi olmayı reddedebilirler ya da çocuklarını tek ebeveynli bir aile içinde büyütmeyi seçebilirler. Heteroseksüel kadın ve erkekler, farklı cinsel eşlerle, farklı kurallarda ilişkiler kurabilir ve kendi cinsel yaşamlarını standart kabul edilen cinsellik modeli dışında kurabilirler. Bunlar da toplumun çok onayladığı durumlar değildir ama birçok kişi, birçok ortamda çok fazla sorun yaşamadan, toplumsal kabul görür. Biseksüel kadın ve erkekler ise, toplumsal çevrelerinde fazla dikkat çekmezler.

Eşcinseller için durum farklı gelişir. Yaygın yanlış inanışlar etkisinde yetişen bireyler, kendi eşcinsel yönelimlerini fark ettiklerinde, ana-babaların ya da yakın çevrenin gösterdiğine benzer tepkiler verebilir. Eşcinsel yönelimlerini kabul etmekte, buna uygun cinsel etkinliklere girişmekte, bu cinsel etkinliklerden aldıkları haz ile cinsel doyum sağlamakta çeşitli zorluklar yaşayabilirler.


İlk farkına varma döneminde, duygusal bocalamalar, depresyonlar, cinselliği veya eşcinselliği toptan reddetme eğilimi ve heteroseksüel cinsel davranış geliştirme çabaları gösterebilirler. Bu dönemi kendi kendilerine, profesyonel yardım alarak veya diğer eşcinsellerin desteği ile aşabilirler. Kendi cinsel kimliklerini kabul ettikten sonra da, yakın çevrelerine açılmakta ciddi zorlukları olabilir.

Elbette cinsel yönelimimizi veya cinsel eş seçimimizi başka insanlara açıklamak zorunda değilizdir. Ancak bir eşcinsel birey, yakın çevresinin neden karşı cinsten bir kız/erkek arkadaşı olmadığı, neden hâlâ evlenmediği, neden yalnız yaşadığı, neden hâlâ çocuk yapmayı düşünmediği gibi soruları karşısında daha çok bocalar.

Eşcinsel bireyler, yakın çevrelerine farklı oranlarda açılırlar. Kimi ailesinin birçok üyesine, kimi kabul göreceğine inandığı bazılarına açılır. Birçok eşcinsel ailesiyle bu konuda konuşmamıştır, aile üstü kapalı bir biçimde durumu kabul etmiş veya anlamazdan gelmektedir. Aynı durum arkadaş çevresi için de geçerlidir. İş çevresinde de durum, tam bir gizlilikten, konuşulmadan veya nadiren açıkça kabule kadar değişebilir. Bütün bu alanlarda eşcinsel birey, cinsel yanlış inanışlardan etkilenme düzeyine, içinde bulunduğu ortamın sosyal yapısına, mesleğinin özelliklerine, sosyal çevresindeki desteğe göre değişen oranlarda güçlük yaşar.

Aile ve arkadaş çevresinin kabul ve onayı herkes için olduğu gibi, eşcinsel birey için de önemlidir. Diğer eşcinsel bireylerle sorunların ve belki ortak çözüm yollarının paylaşımı önemli bir destek oluşturacaktır.

Eşcinseller farklı mıdır?

| Posted in | Posted on

Anatomik cinsiyet, doğuştan belirlenir. Cinsel kimlik, erken çocukluk yaşlarında gelişir. Ergenlik döneminde cinsel yönelim ortaya çıkar. Bu temel yapı üzerinde istemli bir seçimimiz söz konusu değildir. Ancak bu yapının üzerine, cinsel bilgi ve deneyimlerimizi, kişisel değer yargılarımızı ekler, cinsel davranışlarımızı dış dünyadaki olanaklarımıza göre belirler ve cinsel eşimizi seçebiliriz.

Eşcinsellikle ilgili yanlış inanışlar çok yaygın ve abartılı boyutlarda olabilir. Çoğu insanın kafasında kavram kargaşası olmakla birlikte, eşcinsellerin cinsel kimlikleri, anatomik cinsiyetleriyle uyumludur. Bir eşcinsel erkek, aynen heteroseksüel bir erkek gibi, erkek kimliğini benimsemiştir, erkek bedeninde olmaktan, erkek cinsel organlarından memnundur, bunların cinsel işlevlerinden haz alır. Aradaki tek fark cinsel eş seçimindedir.

Heteroseksüel erkeğin cinsel fantezilerinde genellikle kadın bedeni veya kadınla kurulacak cinsel ilişki vardır; eşcinsel erkek, erkek bedenini ve erkekle cinsel ilişkiyi hayal eder. Heteroseksüel erkek, bir kadını cinsel eş olarak ister, bir kadınla cinselliği de içeren bir ilişki yaşamak ister, eşcinsel erkek, bir erkeği cinsel eş olarak ister, bir erkekle cinsel ilişkiden haz alır ve bir erkekle beraberlik ister.

Eşcinsel kadınlar da heteroseksüel kadınlar gibi, kendilerini kadın hissederler, kadın cinsel organlarının işlevlerinden hoşnutturlar, sadece cinsel eşlerinin de erkek değil kendileri gibi bir kadın olmasından cinsel doyum sağlarlar. Eşcinseller kendi cinslerinden biriyle beraberlik isterler ama bu kendilerini diğer cinse ait hissetmeleri demek değildir. Yani erkek eşcinsel kendini erkek olarak hisseder ve kendisi gibi bir erkekle beraberlik ister. Kadın eşcinsel de kendini kadın hisseder ve kendisi gibi bir kadınla ilişkiye girer.

Eşcinsellerin ait oldukları cinsiyet ve cinsel kimlikleri konusunda olduğu gibi, ilişki biçimleri konusunda da pek çok yanlış inanış vardır. Cinsiyetimizi, cinsel kimliğimizi, cinsel yönelimimizi istemli olarak seçemeyiz. Ama cinsel davranışlarımızı, genel veya cinsel ilişkilerimizin biçimini belirleyebiliriz. Bunu kendi değer yargılarımıza, yaşam koşullarımıza ve olanaklarımıza göre hepimiz farklı şekilde yaparız. Heteroseksüel veya eşcinsel olalım, kadın ya da erkek olalım, ömür boyu sadece tek bir cinsel eşimiz olabilir, yaşamımızın farklı dönemlerini farklı ama hep tek bir cinsel eşle geçirebiliriz, aynı anda bir kaç cinsel eşimiz olabilir veya sürekli değişen cinsel eşlerimiz olabilir. Bu cinsiyetimize, cinsel kimliğimize veya cinsel yönelimimize değil, kişisel kimlik ve kararlarımıza bağlı bir durumdur. Cinsel olmaktan çok ahlâkî bir seçimdir.

Genellikle eşcinsellerin daha çok eş değiştirdiğine, uzun süreli ve doyumlu beraberlikler kuramadıklarına inanılır. Oysa hem heteroseksüel kadın ve erkekler arasında gizli veya açık olarak çok cinsel eş değiştirenler hiç de az değildir. Hem de eşcinsel çiftler içinde ömür boyu birlikte yaşayanlar, uzun süreli beraberlikler kuranlar, hak elde edebildikleri ülkelerde evlenenler vardır. Öte yandan heteroseksüel bireylerin çoğunun da sürekli ilişkilerde pek çok sorunları olabilir, doyumsuz ve sorunlu ilişkileri ekonomik nedenlerle, çocukları olduğu için ya da herhangi bir nedenle sürdüren birçok çift de vardır. Elbette eşcinsel çiftler de uzun süreli ilişkilerde, aynen heteroseksüel çiftlerde olduğu gibi, genel veya cinsel iletişime ilişkin sorunlar yaşayabilir ve bu sorunlar nedeniyle profesyonel yardım da alabilirler.

İnsanların cinsiyetleri, cinsel kimlikleri,cinsel yönelimleri yaşamın başka alanlarındaki işlevlerini doğrudan çok fazla etkilemez. Kadın ya da erkek olalım, heteroseksüel, biseksüel ya da eşcinsel olalım, aynı biçimde kendimize özgü bir insanız.

Okul veya iş yaşamımızda iyi / kötü, başarılı / başarısız olabiliriz. İyi bir öğrenci, başarılı bir mühendis, saygın bir avukat, becerikli bir tamirci, çalışkan bir esnaf, dürüst bir memur, ünlü bir sanatçı olup olmamamızın, cinsel kimliğimizle de cinsel yaşamımızla da bir ilgisi yoktur.

Kişilerin cinsel yaşamı yalnızca kendilerini ve cinsel eşlerini ilgilendirir.

EŞCİNSELLİK nedir?

| Posted in | Posted on

Kişinin cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyması olarak tanımlanabilir. Belli bir süreç sonunda erkek eşcinseller kendilerini gey kadınlar kendilerini lezbiyen olarak tanımladı. Bu gün halk tarafından pek bilinmeyen bu kelimeler Türkiyede yaşayan eşcinseller arasındada benimsendi ve sıklıkla kullanılmaya başlandı. Eşcinsellik uzun yıllardır bilim çevreleri de dahil olmak üzere bir kimlik bozukluğu, hastalık, sapıklık gibi olumsuz ifadelerle tanımlanmıştır. 1974 yılında Amerikan Psikiyatri Birliği ve daha sonra 1992 yılında Avrupalılar (ICD) homoseksüelliğin ruhsal bir bozukluk olmadığı kararını almışlar ve bu kavramı hastalık sınıflandırmalarından çıkarmışlardır. Ancak bugün bile bu konu, halkta, politikacılar arasında ve bilim çevrelerinde tartışılmaktadır. Ancak bilimsel olarak bakıldığında eşcinselliği benimsemiş ve bu kimliği ile barışık olan grupta ruhsal sorunların ya da bir kimlik bozukluğunun olduğunu bildiren bir veriye rastlanmamaktadır. Ancak eşcinsel kimliğinden kurtulmaya çalışan, homofobik ya da baskı altında olan grupta ruhsal sorunlar heteroseksüellere (karşı cinse ilgi duyanlara göre daha yüksek gibi görünmektedir.

Eşcinsellik değiştirilebilir mi?
Heteroseksüelliğe (karşı cinsellik) dönüşme isteği ile ilgili bazı analitik yaklaşım ve davranışçı terapiler mevcut olup başarıları oldukça şüphelidir. Bu terapiler eşcinselliği heteroseksüellikten daha az arzulanır hale getirmeye ya da eşcinsellikten alınan zevki azaltmaya yöneliktir; gerçekten iyi motive bir gurupta bile sağlanacak çözüm çok yüksek oranda geçici olacak, kişinin fantezileri değiştirilemeyecektir. (Isay).

Bancrofta göre eşcinselliği heteroseksüelliğe dönüştürmeye çalışmak, toplumun bu konudaki olumsuz tutumuna katkıda bulunmaktır; kişi aslında bu dönüşümü gerçekten istememekte, başedemediği çeşitli baskılar nedeniyle istemektedir. Yazar ayrıca dönüşüm amacıyla yapılacak terapinin doğal olamayacağını savunmaktadır. Terapist toplum baskısı ve başvuran için en iyisini yapma konusunda bir ikilem içinde olabilir ancak en azından homoseksüelliği kabullenmenin bir alternatif olarak başvurana sunması gerekmektedir (Bankroft1989). Terapist, başvuranın o anda üstündeki baskıları ve neden başvuruda bulunduğunu ortaya çıkarmalı ve terapinin hedefini netleştirmelidir. Örneğin bazıları terapiste yalnızca güvence ya da izin almak için gelmiş olabilir.

Eşcinselle terapi:

Eşcinselliğini kabullendiği halde bu konuda sıkıntı duyan kişi terapiye devam etmek isterse çalışılması gerekebilecek konular genelde 4 başlık altında toplanabilmektedir.

1-Eşcinsel duygular ve aşkla ilgili suçluluk duyguları.

2-Aynı cinsten biriyle beraber kapalı bir ilişki kurmanın yaratacağı zorluklar.

3-Eşcinsel ilişkideki cinsel güçlükler.

4-Toplumla ilgili ortaya çıkabilecek çatışmalar.



Ergenlerde dikkat edilmesi gereken noktalar (Davies 1996):

1) Başvuranın gizliliğine saygı gösterilmeli

2) İzin verilmesi durumunda aile görüşmesi yapılmalı, ailenin ergeni ya da kendini suçlaması önlenmeli. Ergeni izole etmenin doğuracağı kötü sonuçları bilimsel bir biçimde anlatmalı.

3) Eşcinsellik hakkında daha ayrıntılı bilgi verilmeli.

4) Sorunun kişinin eşcinselliği değil homofobi olduğu vurgulanmalı.

5) Ergenle öz-güven arttırıcı çalışmalar yapılmalı

6) Ergen ve aile için ayrı ayrı hizmet veren eşcinsel kuruluşların ve yayınların listeleri verilmelidir.

7) Aids ve diğer riskler konusunda eğitim verilmeli

Eşcinsellik ve Türkiye
Eşcinsellik dünyanın farklı yerlerinde benzer yaygınlıkta görülürken kimi toplumlarda bu kavram tümüyle yok sayılır. Bazı toplumlar diğerlerine göre daha kabul edicidir (Carrier 1980). Batılı gelişmiş ülkelerde oldukça iyi örgütlendikleri görülen eşcinseller bu sayede kendi haklarını koruyabilmekte karşılaştıkları sorunlarla (izolasyon, iş bulma güçlüğü, eşcinsellere özel eğlence yerleri) daha kolay başa çıkabilmektedirler. Terapistler de bu tür organizasyonları hem eşcinsellerin hem de ailelerinin sorunlarının çözümünde destek amaçlı kullanmaktadırlar (Davies). Ayrıca bu ülkelerdeki eş cinseller kendilerine özgür cinsellik, daha sosyal bir hayat vs gibi özelliklerin görüldüğü bir alt kültür oluşturmuşlardır.

Türkiye eşcinseller açısından bakıldığında daha çok reddedici ülkeler gurubuna yakın gibi görünmektedir. Bu tür toplumlarda cinsiyet rolleri “gender roles” kesin sınırlarla ayrılmıştır ve kadınsı davranan erkeklere tepki vardır ve karşı cinse ait davranışlar göstermekle eşcinsellik eş tutulur. Hatta maço kültürlerde “aktif rolde” (insertor) cinsel ilişki çoğunlukla erkek baskınlığının bir özelliği gibi görülür ve “pasif roldekiler” (insertee) eşcinsel olarak nitelenir(carrier). Bir çok eşcinsel, ülkemizde halen çok önemsenen evlilik, çocuk sahibi olmak, din ve ahlaki değerlerin baskısı altında ciddi içsel çatışmalara ve sosyal baskılarla karşılaşmakta ve kişi kendisini eşcinsel olarak nitelemekte bile güçlük çekmekte, diğer bir deyişle "kendini bulma" süreci çok daha zor ve uzun olmakta ve homofobik özelliklerin yerleşimi kaçınılmaz olmaktadır. Daha önce sözü geçen, batılı ülkelerdeki eşcinsel destek kuruluşlarından yoksun olan bu gurup daha sıkıntılı ve depresif, yer altında kalmış bir alt kültürü yaşamaya mahkum kalmaktadır.



Eşcinsellikle ilgili bazı yanlış inanışlar (Mitler)

Erkek eşcinseller kadınlığa özenir ve kadınsı hareketleri ile kolayca tanınırlar.

Eşcinseller, erkeklerin (heteroseksüellerin) peşinde koşar.

Sadece pasif rolde cinsel ilişki kurarlar.

Sadece aktif rolde olanlar heteroseksüeldir.

Eşcinsel ilişkide anal seks kuraldır.

Evlendirilirse eşcinsel değişir, düzelir.



Sonuç: Eşcinsellik çoğunlukla zor ve acı dolu bir sürecin sonunda oluşan bir durumdur. Artık patolojik kabul edilmeyen bu cinsel yönelim biçimini yaşayan insanlar çoğunlukla kültürel ve sosyal baskılardan kaynaklanan zorluklar yaşamakta, bu gurubun bir kısmı sorunları için psikolojik danışma ya da sağaltıma gerek duymaktadırlar. Yönelimden, çevreden kaynaklanan baskıların yanı sıra eşcinsel cinsel işlev bozuklukları da bu gurubun yoğun olarak yaşadığı güçlükleri oluşturmaktadır. Bu konuyla ilgili yeterli eğitim almış, homofobik özellikleri olmayan ya da bu özelliklerinin farkında olan, eşcinsel alt-kültürüne saygılı, yargılayıcı olmayan anababalar, eğiticiler, yöneticiler ve terapistler, cinselliğinden ve kendinden nefret eden, kendine güvenini kaybetmiş insanlar yaratmak yerine, uyumlu, mutlu, üretken, cinselliğini ve sevgisini kendi tercihi doğrultusunda kullanabilen insanların oluşmasına katkıda bulunacaklardır.

ERKEN BOŞALMA nedir

| Posted in | Posted on

Erken boşalma her ne kadar bir cinsel problem veya yetersizlik gibi görülse de bir problem olmayıp bir cinsel uyumsuzluktur

Cinsel ilişkide en önemli şey uyumdur. Bu yüzden de gerçek anlamda ortada bir erken boşalma sorunu olmayıp erkeğin kadının orgazmından önce veya ona ruhen yetecek kadar beraber olamadan boşalması bir cinsel uyumsuzluk ortaya çıkaracaktır.

# O halde erken boşalma diye adlandırılan sıkıntı bir cinsel yetersizlik değil, sadece çözülmesi gereken bir sorundur,ve çözümü de basittir.

Bir partneriniz sizinle kurduğu ilişkide siz boşalmadan orgazma ulaşabilir,diğeri ise daha geç orgazm oluyordur ve siz ondan önce boşalabilirsiniz. Bu durumda kime veya neye göre erken boşalıyorsunuz . Böyle olunca bu tamamen karşı tarafla uyum sorunu olup bir yetersizlik değildir, ama var olan uyumsuzluğu da ortadan kaldırmak gerekir.

Tabi ki bu konuda yapılan çalışmalar ve istatistikler vardır ve ortalamalar alınarak çıkarılan sonuçlar genel değerler olarak kabul edilebilinir.

Buna göre;

-Penis vajina ya girmeden önce boşalma olursa ileri derecede erken boşalma

-penis vajina da iken 1 dakika veya daha altı zamanda boşalma orta derece erken boşalma

-penis vajinada iken 1 ila beş dakika arası boşalma erken boşalma olarak kabul edilebilinir.

Bu koşullar altında normal ilişki süresini penis vajinada iken 5 dakika ve üstü olarak kabul ediyoruz ,ideali 5 ila 15 dakika arasıdır ama bu dediğimiz gibi çiftlere bağlı,siz erken boşalabilirsiniz veya partneriniz geç boşalabilir bu bir uyum sorunudur.

Erken boşalmanın nedenleri ne olabilir;

-yaptığımız çalışmalar sonucu en yaygın olarak rastlanılan konu gençlik çağlarında yapılan masturbasyonlardır ,yakalanılma korkusu ve aşırı heyecan ile yapılan bu masturbasyonlar da en önemli şey bir an önce boşalıp o hazzı yakalamak ve yakalanmamaktı.

-ve erken boşalmanın önemli olduğunun kabul edildiği bazı gençlik yılları da vardır,bu yıllarda tıpkı uzağa işemek,organ büyüklüğü yarışması yada ilk orgazma ulaşan kişiyi bulmak için masturbasyon yarışmaları yapılırdı,ve bu yarışmayı kazanan kişi kahraman,imrenilen kişi olurdu.

-gençlik yıllarında ,sık sık,birden fazla orgazm olup sertleşme sağlanıldığından boşalmanın geciktirilmesi akla bile gelmemiştir,ve amaç sadece en erken şekilde boşalıp rahatlamaktır.

-cinsel açıdan ailevi baskı altında yetişmiş veya diğer faktörler neticesi evlilik öncesi ilişki yaşayamamış veya masturbasyon yapamamış kişilerdeki aşırı duygu birikimine bağlı erken boşalma görülebilir.

-partnere aşırı ilgi ,bağlılık ve sevgi heyecanı arttırıp erken boşalmaya neden olabilir.

-uzun süren cinsel perhizler sonrası kurulan ilişkilerde de erken boşalma görülebilir.

-para karşılığı kurulan ilişkilerde tıpkı masturbasyon gibi yalnız olarak tek taraflı hazza yönelik duygular içerdiğinden orgazm zamanlaması gibi bir sorun ortada yoktur,gene amaç boşalıp rahatlamaktır.

Uyumsuzluk olaya seksüel paylaşım gerektiren,önem verilen başka bir kişi katılınca ortaya çıkmakta ve o zaman anlaşılmaktadır.

Erken boşalma cinsel sıkıntılar içinde en kolay çözüme ulaştırdığımız ve başarı olduğumuz konu olup gerekli olan kişinin önerileri düzenli uygulaması ve terapi aldığı hekimi ile uyumlu çalışmasıdır.

Çözümde verdiğimiz cinsel eğitim ve öneriler bir çok kişinin aslında bilebildiği veya bilinçsizce yaptığı şeyler olup burada önemli olan belirli bir düzen ve sürede uygulanmasıdır.

Boşalmayı kontrol etmek tıpkı bisiklete binmek gibidir ,öğrenene kadar sıkıntı çekebilirsiniz ama bir kez öğrendiniz mi bir daha unutmazsınız ,çok uzun ara verip tekrar bindiğiniz zaman başlangıçta belki kısa bir süre yalpalar ama tekrar eski halinize dönersiniz.

Boşalma bir ateşleme mekanizması olup başladığı zaman hiç kimse hiçbir yolla onu bastıramaz,geciktiremez,denetim altında tutamaz.

Yapmamız gereken şey ateşlenme noktasına gelmeden sistemi yavaşlatmak ,durdurmak veya kontrol altına almaktır.

Cinsellikte en önemli şeyin uyum olduğunu söylemiştik,orgazm zamanlaması da (gerek erkeğin erken orgazmı,gerekse kadının geç orgazmı) temelde çiftlerin karşılıklı olarak düzeltmeleriyle ilgili bir konudur.

Nasıl ki erkeğin yaklaşımı ve sevecenliği ve de tavrı ile kadın orgazmı öne alınabilinirse, kadının yardımıyla,eşlerin her ikisi de isterse,pratik olarak her erkeğin orgazmının geciktirilebilineceği bilinmelidir.

Kadın ve erkeğin ilişki sürelerini uzatmak için bir çok yol ve yöntem mevcuttur.

Erkeğin erken boşalmasını engellemek için çeşitli yöntemler uygulanmaktadır.Genelde kişiler önce bunları kendileri denemekte başarılı olamayınca hayal kırıklığına uğramakta ,panik olmaktadırlar,bu sorunun çözümü bir uzmandan destek almaktır. Hatta bu hayal kırıklıkları giderek bir sertleşme sorunu halinide almaktadır.Erken boşalan kişi, partnerine yeterli olamamanın sıkıntısı ile seksten uzaklaşmakta ve sertleşmede sorun yaşayabilmektedir.Evlilikler yıkılmakta ,ciddi psikiyatrik sıkıntılar yaşanmaktadır.Çözümü çok çok basit olan böyle bir olay için tedaviye gitmemek , ertelemek veya utanıp sıkılmak, cinsel hayata küsüp hayatımızı ,yaşam kalitemizi düşürmenin hiç bir anlamı yoktur.

Sistemli bir uygulama, eşler arası ve doktorunuz veya seks terapistiniz ile uyumlu çalışma gereklidir ve eğer düzenli uygulanırsa çok kısa sürede bu sorun ortadan kalmaktadır.

Biz bu konuda profesyonel destek almanızı ,bir seks terapi merkezine kendiniz veya eşinizle beraber baş vurarak bu sorunu daha kısa sürede çözmenizi öneririz.

Bu konu bir gerçektir ve bundan utanılmaz.Ve hergün bu konu ile ilgili bir çok kişi bizi aramakta ve gelmektedir. Hepside sorunun çözümünü sağlayıp huzur güven ve mutlulukla sağlıklı bir cinsel yaşantıya kavuşmaktadırlar.

Sağlık merkezimizde oluşturduğumuz seksüel terapi grubumuz (ben,psikiyatri uzmanı,üroloji uzmanı ve psikoloğumuz) ve bu sorunu kesinlikle üç-dört seansta çözmekteyiz.

Erkeklerde Cinsel Sorunlar

| Posted in | Posted on

Şikayet

Gerek cinsel istek gerekse cinsel performans açısından zorluklarınız var.

Nedenleri

İktidarsızlık : Cinsel ilişkide bulunmak için yeterli ereksiyona ulaşamıyor ve bunu sürdüremiyorsunuz.

İktidarsızlık ya da ereksiyon bozukluğu erkeklerde çok sık görülen bir sorundur. Geçici iktidarsızlığın hemen hemen bütün erkeklerde görüldüğünü bilmekte yarar vardır; bu tamamen normaldir ve endişe edilecek bir şey yoktur. Ancak bu sürekli hale gelirse, özgüveni ve kişisel ilişkileri sarsabilir. Neyse ki, iktidarsızlık tedavi edilebilir bir sorundur.

Eskiden iktidarsızlığın esas olarak psikolojik nedenlerden kaynaklandığına inanılırdı; şimdi iktidarsızlık vakalarını hemen hemen yarısının fiziksel nedenlere dayandığı düşünülüyor. (Ara sıra erekte olmuş bir vaziyette uyanıyorsanız, sorunun fiziksel bir nedeni olamaz.) İktidarsızlığın muhtemel psikolojik nedenleri arasında depresyon, cinsel isteksizlik, sinirlilik, yorgunluk veya performans korkusu (bir kez ereksiyon olmayınca bunun tekrarlaması korkusu sayılabilir. Fiziksel nedenler açısından şeker hastalığı, kalp hastalığı, hormon bozuklukları, prostat bezinin iltihaplanması, aşırı alkol ve uyuşturucu kullanımı ve ilacın yan etkisi söz konusu olabilir. İktidarsızlık durumlarının çoğu kendiliğinden geçer.

Erken boşalma : Çok küçük bir uyarıyla orgazm olup eşinizi tatmin edemeden boşalıyorsunuz. Erkeklerde en yaygın cinsel sorun olan erken boşalma özellikle genç erkeklerde ve/veya yeni başlayan ilişkilerde söz konusu olur. Bu, daha çok psikolojik nedenlerden, genellikle de ilk cinsel ilişkiler sırasındaki heyecan ve tedirginlikten kaynaklanır.

Cinsel isteksizlik : Artık seksle ilgilenmiyorsunuz ve ender olarak bunu düşünüyorsunuz. Cinsel isteksizliğin zaman zaman herkesin başına gelebileceğini bilmekte yarar vardır. Ancak uzun sürerse ve/veya eşiniz sonuçtan memnun olmazsa, bir sorun haline gelir.

Cinsel isteksizliğin pek çok nedeni olabilir. Depresyon, yorgunluk, stres, ağrı, ilgi kaybı veya bir ilişkide çözülmemiş bir çatışmanın bulunması isteğinizi azaltabilir. Ancak fiziksel bir neden, örneğin erkeklik hormonu testosteronun azalması da söz konusu olabilir.

Kendiniz Ne Yapabilirsiniz?

Seks ve cinsellik üzerine çok sayıda kitap ve video vardır ve bunlar yararlı olabilir.

Birçok cinsel güçlülüğün kökünde ilişki problemleri bulunur ve bunları açıkça konuşmak muazzam bir fark yaratır.

“Sıkma” tekniği: Kadın boşalma belirtileri ortaya çıktığında eşinin penisini kasıklarının hemen altından baş parmağı ve işaret parmağıyla sıkarsa, erkeklerin erken boşalma konusunda daha fazla kontrol kazanmasına yardımcı olabilir.

Geç boşalma veya boşalamama bir ilacın (örneğin seçici serotonin gerialım inhibitörleri gibi bir depresyon ilacının) etkisiyle meydana gelmiş olabilir.

Neden bunaltıysa uyarıcı egzersizler faydalı olabilir.

Önleme

Eşinizle açık, dürüst iletişim sayesinde ilk elden cinsel sorunların meydana gelmesini önleyebilirsiniz. Bütün sorunlarınızı çözmeye çalışın. Cinsel ilişkinizle ilgili hiçbir sorunu tartışmakta tereddüt etmeyin.

Alkol içiyorsanız, günde 1 – 2 bardağı geçmeyin.

Yasadışı uyuşturucuları kullanmayın.

Aşırı çalışmaktan ve yorgunluktan kaçının.

Öteki Nedenler

Peyronie hastalığı

Orgazm olamama

Geç boşalma

Ağrılı cinsel ilişki

Evlenmeden önce neler yapmamız gerekir?

| Posted in | Posted on

Niçin evleniriz ;Temelde hepimiz başka insanlarla iletişim kurmayı arzu ederiz. Olgunlaştıkça da bu his bizi yakından ve derinden sevecek bir kişiyi özleyip, aramaya iter. Almakta vermekte sevginin olmazsa olmaz bölümleridir. Biri olmadan öteki pek uzun ömürlü olmaz. Evlenmenin temel nedenlerinden bir tanesi beraberlik,birine sahip olmak ve birine ait olmak duygusu, bundan doğan yakınlık, can yoldaşlığı, istenmek, anlaşılmak, çocuk sahibi olmak, kendi düzenini kurmaktır. Bunlar vazgeçilmez duygusal öğelerdir. Yine bunlar cinselliği yalnızca fiziksel yönden değil, ruhsal yönden de tamamlar.

Özellikle kadınlar yıllar yılı evlenmeyi ve cinsel ilişkide bulunmayı dört gözle beklerler. Daha çocukluklarından beri her türlü yaşam sorununun evlenince çözümleneceğine inanırlar, ama beraberlik güzel duyguların yanı sıra birçok sorumluluğu ve sıkıntıyı da beraberinde getirir. Evlilik kişilerin bundan sonraki yaşamlarında beraberce kullanacakları sınırlı bir kredidir. Bunu ilk günden tüketebilir ve ya mantık, saygı ve sevgi doğrultusunda bir ömür boyu mutlu olarak kullanabilirsiniz. Cinsellikte bu beraberliğin vazgeçilmez bir parçası ve tamamlayıcısıdır.

Beraberlikte ilk cinsel ilişkinin kusursuz geçmesi gerektiğine inanmışızdır. Oysa bu inancın tam tersine ilk gece gerginlik ve korku içinde geçer. Yeni beraber olan çiftlerin ilk gecelerini birtakım olumsuz duygular içinde olduklarını ve korkularını gizlemek istemeleri de gerginlik ve baskıları daha da arttırır.

Yetersiz cinsel eğitim, daha önceden bilinmeyen ama evlilik süresinde ortaya çıkan çeşitli sağlık sorunları zaten var olan ekonomik sorunlara, toplumsal baskılara ve olumsuzluklara eklenirse cinselliği yok etmeye başlar. Bu yüzden evlilik öncesi bazı hazırlıkları yapmak kişilerin bu olabilecek negatifliklerden uzaklaştırır.

Bunlar nelerdir ;

En önemlisi her iki tarafın evlilik öncesi muayeneye gitmeleridir Erkeğin ve kadının cinsel bir anormalliği yani sağlıklı bir cinsel yaşantıyı engelliyecek problemleri var mı, varsa ve mümkünse bunun düzeltilmesi.
Herhangi bir bulaşıcı hastalık var mı ( sarılık, cinsel yolla geçen bir hastalık, aids ve bu gibi ) varsa gerekli önlemleri alınıp, tedavi edilmesi .
İleride sorun olabilecek herhangi bir sağlık problemi var mı. ( Gizli şeker, kalp hastalığı, hormonal bozukluk gibi )
Bebek sahibi olmayı engelliyecek bir sebep var mı ? Erkeklerde evlenmeden önce sperm sayımı yaptırılması, kadında yumurtalıkların ve hormonal düzenin kontrol edilmesi.
Gebelik esnasında sorun yaratabilecek kan uyuşmazlığı, kadında toksoplasma( çiğ etten geçip kırsal alanlarda yaygın bir enfeksiyondur ) gibi gebeliğin ileri ki aylarında bebeğin ölümüne sebep verebilecek bir enfeksiyonun var olup olmadığının araştırılması gerekir.
Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızda ki Rh faktörü ile ilgilidir.

Yalnızca kadının Rh negatif, erkeğin ise Rh pozitif olduğu durumlarda oluşabilir.

Kadın Rh pozitif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok

Kadın Rh negatif, erkek Rh negatif uyuşmazlık yok

Kadın Rh pozitif , erkek Rh pozitif uyuşmazlık yok

Kan uyuşmazlığının varlığının bilinmesi gebelik öncesinde veya gebeliğin başlangıcında gerekli tedbirlerin alınarak ortaya çıkabilecek rahatsız edici durumları engeller.

6. Çiftlerin ailelerinde ve ya kendilerinde kalıtsal ( doğumla geçen ) bir hastalık ve ya anormallik var mı varsa bunların derecelerinin araştırılması , değerlendirilmesi eğer riziko payı varsa oluşacak gebeliklerin titizlikle takip edilmesi gerekir.

Özellikle akraba evliliklerinde genetik danışmanın alınması ( bunu hekiminizin tavsiye ettiği bir yerde ve ya hastanelerin genetik bölümlerinde yaptırabilirsiniz )

Akraba evliliklerinde sakat çocuk olmasının nedeni basit olarak şöyle izah edilebilir ;

Her insanın yapısında var olan ama bulunduğu şekli ile kişide ciddi rahatsızlıklar yaratmayan birtakım anormallikler vardır ( teknik olarak herkesin genetik şifresinde ki bazı yerlerde zararsız bozukluklar vardır ) aynı sülaleden gelen kişilerde bu bozuklukların aynı yerlerde olma olasılığı fazladır. Doğacak bebeğin yapısını oluşturacak formülün yarısını anneden yarısını da babadan alacağı için aynı kökenden gelen kişilerin her ikisinin de vereceği formülde aynı yerde bozukluk olma olasılığı yüksektir. Ve böyle bir bozukluk olursa verilen şifrede aynı yerde bozukluk olacağı için ciddi sakatlıklar görülecektir.

Teknik olarak her iki taraftan gelecek genetik şifre bozukluklarının aynı yerde ise çocukta o basamaktaki gen tamamen bozuk olacaktır.

Evlilik öncesi cinsel eğitim ve danışma almak oluşabilecek korku ve yanlışlıkları ve bunların getirebileceği cinsel isteksizlikleri ve problemleri ortadan kaldıracaktır.
Unutmayınız ki yaşanan her şey iz bırakır.

Evli çiftlere bir önerimizde birbirlerini iyice tanıyana kadar çocuk sahibi olmamaları. Bunun içinde bir hekime danışarak en uygun doğum kontrol yöntemini cinsel hayatlarına başlamadan önce uygulamalarıdır. Gebe kalma korkusu altında kadın rahat bir cinsellik yaşayamaz.


Sonuç olarak yukarıda saydığımız olumsuzlukların var olması birbirini seven iki insanın bir araya gelmesi için engel teşkil etmeyebilir. Bunların önceden bilinmesi eğer mümkünse gerekli tedavilerin yapılması ve tedbirlerin alınması faydalıdır.

Bilinmeden evlilik sırasında ortaya çıkması ve ya getirebileceği tamiri mümkün olmayan

sonuçlar büyük hayal kırıklıkları, olumsuzluklara hatta ilişkinin bitmesine neden olur.

Bu gibi rahatsız edici olaylarla karşılaşmamak için önerilerimize uymanızı ve hekim kontrolünde sağlıklı bir cinselliğe adım atmanızı öneririz.

Empotans

| Posted in | Posted on

Genel Bilgiler
Empotans, kısaca cinsel temas esnasında erkek cinsel organının yeterli sertleşmemesidir. Empotans genellikle hayatın 2.yarısında, 40-70 yaşlar arasında ortaya çıkar ve bu yaşlardaki erkeklerin yaklaşık %50 sinde görülen, üzerinde ciddiyetle durulması gereken bir rahatsızlıktır. Tedavi edilmeyen ereksiyon bozuklukları yaşamın kalitesini de olumsuz olarak etkiler. Bundan dolayı ereksiyon problemi olan kişinin önce doktoruna güvenerek durumunu bütün açıklığı ile anlatması teşhis ve tedavi için atılacak ilk adımdır. Bu konuda doktorunuz derdinizi anlatabileceğiniz en önemli kişidir, zira sorununuzun nedenini o bulacak ve tedavi yöntemini de o önerecektir.
Neden olan etkenler ve öneriler
Ereksiyon bozuklukları yaşam kalitesini olumsuz etkilediği gibi bu bozukluğun arkasında kişinin fark etmediği, gizli kalmış başka ciddi bir rahatsızlık olabileceği için daha da fazla önem taşır. Örneğin dolaşım bozuklukları, şeker hastalığı, ruhsal rahatsızlıklar gibi, kazalar ve operasyonlar da ereksiyon bozukluklarına neden olabilirler. Aşırı dozda sigara ve alkol ereksiyonu olumsuz etkiler.
Doktorunuz ereksiyon bozukluğunun nedenini tespit ettikten sonra size muhtelif tedavi yöntemleri önerecektir. Esas neden organik veya ruhsal bir rahatsızlık ise önce ona yönelik tedavi hemen başlanır. Tıbbi tedavinin yanında günlük alışkanlıklarınızdan ereksiyonu negatif etkileyen alışkanlıkların terk edilmesi gerekir.

Rastlanma Oranı
Ereksiyon bozuklukları 40-70 yaşlar arasında sık rastlanan bir durumdur ama günlük yaşantımızdaki stresler ve genel olumsuzluklar nedeniyle bu problemi yaşayan insan sadece siz değilsiniz. USA da:

40 yaş grubu erkeklerin %39 u
50 yaş grubu erkeklerin %48 i
60 yaş grubu erkeklerin %57 si
70 yaş grubu erkeklerin %67 si
olmak üzere dünyada yaklaşık 100 milyon insanın ereksiyon problemi vardır.


Anatomi
Şematik ve basit bir anlatımla erkek cinsel organının yapısı aşağıdaki gibidir.Tunica Albuginea adı verilen en dıştaki kapsülün içerisinde sertleşmeyi sağlayan Corpora Cavernosa , damar yapıları, adele lifleri, sinirler, idrar yolları ve destek dokuları bulunur. İstirahat halinde adele lifleri ve arterler gergin vaziyette bulunurlar, uyarı olduğu zaman bu yapılar gevşer ve organ içerisindeki sinüzoidlere kan dolarak şişme ve sertleşme gerçekleşir.



Ereksiyon nasıl oluyor?
Organın sertleşmesi Corpora Cavernosa adı verilen oluşumlar sayesinde olmaktadır. Ereksiyon olayı Corpora Cavernosaların içerisindeki sinüzoidlere kanın dolması ile ilgilidir. Seksüel uyarılarda sinir sistemi harekete geçer ve organın adele yapısı ile arterlerin gevşemesini sağlar böylece daha fazla kan organ içerisine girer, sinüzoidlere kan doldukça organın genişleme ve sertleşmesi gerçekleşir. Sinüzoidlere kanın dolmasıyla birlikte organ içersinde artan basınç Tunica Albuginea nın gerilmesine neden olur. Tunica Albugineanın genişleme ve gerilmesi sınırlı olup bu kapsülün altında bulunan venler gerilme nedeniyle baskı altında kalır, bir nevi dolaşım engellenerek kan akımı ayarlanmış olur. Kan akımının bu şekilde ayarlanması ereksiyonun devamlılığını sağlar. Kavernöz yapıların adeleleri beyin ve omurilikteki merkezler tarafından idare edilir. Bu merkezler organın ereksiyon ve gevşemesini sağlar. Bu merkezlerle bağlantı sayesinde temas, erotik uyarılar veya fantezilerle ereksiyon oluşur, negatif emosyonlar, korku ve stresle de ereksiyon olumsuz etkilenir.



Sonuç
Erkek cinsel organının anatomik yapısı ve sinir sistemi ile ilişkisi bir bütün olarak düşünülürse Empotans olayını izah etmek çok daha basitleşmektedir. Demek ki sertleşmenin olmaması ya organın direkt kendisiyle ilgili olacak ya da organ dışında bedensel veya ruhsal rahatsızlıklar, yaşam tarzı empotansa neden olacaktır.
Organ dışı nedenler:
Yüksek tansiyon
Yağ metabolizmasındaki bozukluklar
Kronik böbrek rahatsızlıkları
Karaciğer yetmezliği
Multipl Skleroz
Alzheimer
Kronik Solunum Yetmezliği
Hormonal Bozukluklar
Depresyon ve Ruhsal rahatsızlıklar
Organa ait nedenler:

Arterlere ait bozukluklar
Venöz yapılara ait bozukluklar
Corpora Cavernosa ait bozukluklar
Sinirsel yapılara ait bozukluklar
Yaşam Tarzına ait etkenler:

Sigara , kan dolaşımını olumsuz etkiler
Alkol, kokain, eroin gibi maddeler.
Stres, sürekli mesleki baskı ve olumsuzluklar.
Bazı ilaçlar
Bazı kaza ve operasyonlar da ereksiyon bozuklukları için riziko faktörüdür.

EMPOTANS VE SERTLEŞME BOZUKLUKLARI

| Posted in | Posted on

EMPOTANS NEDİR?
Organik hastalıklara bağlı sertleşme (ereksiyon) yetersizliği, yeni yöntemlerin geliştirilmesiyle eskiye göre daha yüksek oranda tedavi olanağına kavuşmuştur.

İnsanın en temel davranışlarından biri olan cinsellik biyolojik, psikolojik ve sosyokültürel unsurları ile karmaşık bir olaydır. Yakın geçmişte insanın verdiği cinsel tepkilerinin fizyolojisine ilişkin çok az şey biliniyordu. Tabu ve gizliliklerle dolu olan bu alan, bilimsel araştırmalara bile büyük ölçüde kapalı araştırmalara bile büyük ölçüde kapalı kaldı. Ama son yirmi, otuz yılda Batı dünyasının cinsel alışkanlıkları köklü değişikliklere uğradı. Bu gelişmeler sayesinde insan cinselliğinin fizyolojik temellerini konu alan araştırma ve incelemeler hızla çoğaldı. Cinselliğe bu yeni yaklaşımın yarattığı rahatlık çok sayıda kadın ve erkeğin cinsel sorunları nedeniyle hekim ve uzmanlara başvurabilmesini sağladı.

Sertleşme bozukluğu, empotans ya da daha yaygın biçimde cinsel iktidarsızlık olarak bilinen durum, erkeğin cinsel isteğine karşın kamış (penis) damarlarında kan toplanmaması, bundan ötürü kamışın sertleşememesi ya da sertliğini yeterli süre koruyamayarak cinsel birleşmeyi tam anlamıyla gerçekleştirememesidir. Birçok erkekte aralıklı olarak görülebilen bu durum genellikle çok aşağılayıcı bir deneyim olarak yaşanır “İktidarsızlık” terimi de günlük dilde yalnız bir cinsel işlev bozukluğu anlamıyla sınırlı kalmayıp, erkeklere yönelik hakaret ve küçümseme boyutları kazandığı için cinsel tedavi uzmanları bu terim yerine sertleşme yetersizliğini kullanmayı yeğlerler.

SERTLEŞME BOZUKLUKLARI

İktidarsızlık çeşitli biçimlerde görülür.

* Sertleşmenin hiç olmaması: İster kendiliğinden ya da bir dış uyarıyla, isterse yalnızken ya da cinsel ilişki sırasında sertleşme gerçekleşmez.

* Yetersiz sertleşme: Cinsel birleşmede dölyolu ağzının aşılması için kamış sertliğinin belirli bir düzeye ulaşması gerekir. Bu düzey genellikle yarı sertleşme olarak tanımlanır ve oran olarak yüzde 50’ye, 10 üstünden yapılan derecelendirmede 5’e karşılık gelir.

Yetersiz sertleşmede hasta ve eşi genellikle başarısız cinsel ilişkiden yakınırlar.

* Kararsız sertleşme: Cinsel ilişki sırasında setleşme düzeyi değişiklik gösterir. Birleşme öncesinde gelişen tam sertleşme, birleşme anında kaybolabilir. Buna karşın yarı sertlikle birleşme tamamlanabilir.

* Yerine göre sertleşme: Hasta yalnız kaldığında kendiliğinden ya da mastürbasyon sırasında sertleşme gerçekleşir. Ama başkasıyla birlikteyken yeterli sertleşmenin olup olmayacağı kestirilemez. Bu durum kişiye ya da dış koşullara bağlı olabilir.

Bir erkeğin özel yaşamanı paylaştığı kişinin yanında ulaştığı sertleşme ile böyle özel bir ilişkide olmadığı birinin yanında ulaştığı sertleşme arasında belirgin farklar görülebilir.

* Ağrılı sertleşme: Genellikle enfeksiyon ve sinir iltihabı (nevrit ve peyroni) gibi hastalıklara bağlı olarak ortaya çıkar. Ama uzun dönemde ağrı ortadan kalksa bile yerine göre sertleşme görülebilir.

ERKEKTE ORGAZM

| Posted in | Posted on

Erkekte cinsel anlamdaki sertleşme olgusu, penisin normal durumundan çıkarak, cinsel birleşmeye hazır duruma gelmesidir. Uyarılmadığında, bacak arasındaki kuytu yerine çekilmiş, ufalmıştır. Erbezleriyle birlikte bulunduğu yerde iyi korunmuş olup, vücutla birlikte rahatça hareket edebilir. Ancak bu yumuşak durumunda penisin dölyoluna girmesi olanaksızdır. Çünkü hem boyu girmek için kısadır, hem de sert olmadığından dölyolu dudaklarını ve duvarlarını aralayamaz. Erkekteki sertleşme evresi kadındaki uyarılma evresine denk düşer. Cinsel ve fiziksel uyarılma ile birlikte penise giden kan miktarı artar. Penisin üç ayrı bölgesinde süngeri andıran bir doku bulunur. Bu bölgelerde zaten var olan kan, yenisinin pompalanmasıyla iyice çoğalır ve süngersi dokunun delikleri kanla dolup şişerek normal büyüklüklerinin iki katından fazla irileşirler. Artan kan miktarı, bizzat penisin sertleşmesine yol açar. Penisin pembe renkli başı da büyümüştür. Kan miktarının artmasıyla penisdeki bazı damarlar kasıldığından kanın penisten çıkıp vücuda geri gitmesi iyice güçleşir. Artık sertleşme tam olarak gerçekleşmiştir. Bundan sonra eşler penisin dölyoluna girebileceği bir duruş seçeceklerdir. Penis, vücutlar arasında kalabilecek mesafeyi kapatacak kadar uzamıştır. Cinsel birleşmenin başlamasıyla birlikte penis dölyolunun dış ve iç dudaklarını ayırıp dölyolu ağzındaki kasları iter. Vulvaya sertleşmiş penisin girmesi olgusuna "entromisyon" denir. Daha büyük penislerin, daha büyük doyum ve zevk verdiği yolundaki düşünce tamamen asılsızdır. Belki görsel olarak penis büyüklüğü bazı kadınların beğenisini etkileyebilir. Ama cinsel olarak dölyoluna girmiş bir penisin kaç santimetre olduğunu ayırdedebilecek kadın sayısı ; çok azdır. Kaldı ki penisler arasındaki büyüklük farkı sertleştiklerinde iyice azalır. Cinsel coşkunun en üst noktası olan orgazmda erkek, çoğunlukla ani biçimde penisinden meni akıtır. Buna boşalma denir. Cinsel birleşmeden önceki gün ve saatlerde erbezlerinde üretilen sperm, bir takım borulardan geçerek özel sperm keseciklerinde depolanır. Kesecik duvarların ürettiği fazla sıvının sperme katılmasıyla meni oluşur. Cinsel oyun sırasında, genel cinsel uyarılma ile birlikte temasla uyarılması vücutta bazı yeni süreçlere yol açar. Keseciklerdeki meni, penisi baştan başa kateden idrar yolunun en iç ucuna doğru itilmektedir. Bu nedenle idrar yolu duvarları normalin 2-3 katı şişerler; bu durumun duvarlarda yol açtığı gerilme, önemli bir zevk kaynağıdır. Deneyli bir erkek bu evre boyunca kesinlikle kontrolünü kaybetmez, doruğa yaklaşır ama bu zevkli aşamayı uzatmak için duyumlarını bastırarak erteler. Ancak sonunda geriye dönüşü olmayan bir noktaya gelinir ve işe artık refleksler el koyar, yani iradenin kontrolü ortadan kalkar, olay otomatikleşir. Reflekslerin hakim olmasıyla başlayan süreç programlanmıştır, erkek bunu kesemez. Aniden penisin dip tarafındaki kas yapısının tümünde bir kasılma dalgası gelişir. Fiziksel ve duygusal coşku son safhadadır. Cinsellik üzerine yoğunlaşma giderek artar, penis dölyolundan içeri ve yukarıya doğru itilip çekilerek kıvrakça hareket ettirilir. Artık soluksuz bir acele vardır. Yine tamamen refleks sonucu idrar yolunun etrafındaki kaslar ardarda 6 -7 kez kasılırlar. Bu haz veren spazmlar, idrar yolundaki meniyi beyaz damlalar veya ufak bir akıntı halinde dışarı fışkırtır. İşte bu karışık haz duyumları, yükselip taşan sıcak meni, iç kasların sık sık kasılması ve herşeyi kaplayan yoğun bir coşku duygusu, meni boşalmasıyla tamamlanan orgazmı oluştururlar.
Boşalma için gereken süre çok farklı olabilir. Kontrolün zayıf olduğu bir durumda, 30 saniye içinde bile gerçekleşebilen boşalma olgusu, hünere veya coşku düzeyinin düşüklüğüne bağlı olarak örneğin 30 dakika ertelenebilir de. Kuramsal olarak boşalmanın istendiği kadar ertelenebileceği düşünülse bile, gerçekte, penisin acısı ve hafifçe şişen erbezlerinin verdiği rahatsızlık cinsellik seansını genellikle bir saate sınırlar. Akıtılan meni miktarı 2 ile 6 mililitre arasındadır. Bunu izleyen boşalmalarda miktar çok daha az olur. Boşalma sonunda penis yavaş yavaş sertliğini kaybederek eski yumuşak haline döner.
Bir erkek, ne sıklıkta yeni bir orgazma ulaşabilmelidir sorusu geçersiz bir sorudur; çünkü bireyden bireye cevap farklı olacaktır. Ayrıca bir erkeğin arka arkaya orgazma gelme yeteneği, yaşı arttıkça düşme eğilimi gösterir. 1920'lerde ölen Amerikalı gazeteci
yazar Frank Harris'in bu konudaki şakacı sözleri gerçeği çok iyi yansıtmaktadır. Harris, çocukken babasının ona önce basit bir tüfek verdiğini söyler. Sonra bir çiftesi olur. Yetişkin bir adam olduğundaysa, bir makineli tüfek kullanır. Oysa cinsel yetenek açısından durumunun bunun tam tersi olduğunu söyler. Harris, delikanlıyken makineli tüfek gibidir. Ama yıllar içinde bir tek atımlık tüfek olmuştur. Biraz garip bir dille anlatılmış olmakla birlikte Frank Harris'in söyledikleri gerçeği yansıtmaktadır. Dr. Alfred Kinsey, "Sexual Behaviour in the Human Male" adlı raporunda 15 yaşındaki erkeklerin % 20 kadarının arka arkaya orgazma geldiklerini, bu oranın 25 yaştakiler için % l0'dan daha az olduğunu, 40 yaşındakiler için % 5'in de altına düştüğünü bildirmektedir. Yine Kinsey'in raporuna göre; ortalama bir erkeğin bir hafta içinde ulaştığı orgazm sayısı 2,5 dolayındadır. Bu sayı, bireyden bireye değiştiği gibi, doğal olarak yaşları genç olan erkekler için daha yüksektir. Yetişkin erkeklerin ancak % 8'i, haftanın her gecesi sevişme eğilimindedir; oysa tüm erkeklerin % 15 kadarı iki haftada bir kez orgazma ulaşmaktadır.

Erkek Orgazmı Farklı mı?

Masters ve Johnson'un kadınlarda birkaç farklı orgazm kalıbı bulunduğu, buna karşılık erkeklerde yalnızca tek tip orgazm görüldüğü yolundaki tezi genellikle kabul görmüştür. Ancak bugün, bunun geçerli olmadığı yolundaki görüşler vardır. Bazen boşalmadan önceki coşkulanma o kadar yoğun olabilir ki, adeta uzunca bir orgazm gibidir; bu durumda bizzat boşalma, sürece herhangi birşey eklemediği gibi artık doruğu değil, doruktan inişi oluşturur. Bundan başka erkeklerde de kadınlarda olduğu gibi çoklu orgazma raslandığı iddia edilmektedir. Erkek, arka arkaya ılımlı orgazmları andıran doruk noktaları yaşamakta ve ancak bunların sonuncusunda boşalmaktadır. Erkekler için geçerli olduğu öne sürülen bir başka orgazm kalıbı da, boşalımın bitmesinden sonra bile kesilmeyen sürekli havsala kasılmalarıdır. Bu kasılmalarla birlikte duyulan yoğun haz, bazen boşalma sırasında duyulan haza eşit kıvamda olabilmektedir.
Sık sık eşanlamlı olarak kullandıkları halde, boşalma ve orgazmın iki ayrı olgu olarak ele alınmasının yararlı olduğu kabul edilir. Boşalma, meninin penisten fışkırmasını içeren fiziksel sürecin adıdır. Oysa orgazm, insanın hissettiğidir. Genellikle ikisi birlikte gerçekleşir, yani insan bir yandan boşalırken bir yandan da müthiş yoğun bir hazza kapılır. Ancak bunlardan herhangi biri, diğeri olmaksızın da gerçekleşebilir. Bir erkek boşalmadan da orgazmlar yaşayabilir. Bazı erkekler kendilerini buna alıştırmışlar ve kadınlarda olduğu gibi çoklu orgazmlar yaşayabilmektedirler. Bazıları ise boşalmadan çok önce, çok yüksek duygusal doruklara ulaşabildiklerini bildirmişlerdir. Bu kişiler orgazmın ancak kasılmalarla gerçekleştiği şeklinde alışılagelmiş tanımı aşabilseler, bu duygusal dorukları da orgazm olarak niteleyeceklerini söylemişlerdir. Erkeğin boşaldığı, yani meni fışkırttığı, ama duygu düzeyinde pek bir hareket olmadığı durumlara daha çok rastlanmaktadır. Eğer bir insanın başına bu olay pek sık gelmiyorsa, bir sorun yok demektir. Ancak orgazmlarını güçlendirmek için uzmanlara başvuran erkeklerin sayısı çok az değildir. Doyum duygusunu arttırabilecek en temel adım, yaşanan cinsel ilişkiye tam anlamıyla katılmaktır. Pekçok insan, yaptığı işin beğenilip beğenilmeyeceğini ya da eşinin tatmin olup olmadığını düşünmekten kendi duyumlarına dikkatini veremez. Oysa bu yapıldığı takdirde alınacak haz kesinlikle artacaktır. Sevişme sırasında erkeklerin kendilerine uyguladıkları kontrolün biraz gevşemesi de doyum duygusunu güçlendirici bir etki yapabilir. Hareket, soluma ve seslerini kısıtlayarak, pek çok erkek orgazmdan alacakları hazı da sınırlamaktadır. Kasılarak, boşalma işlemini gerçekleştiren adaleleri güçlendirmek de orgazm sırasındaki duyumları daha yoğun olarak algılamaya yardımcı olabilir. Aslında Dr. Kegel tarafından kadınlar için geliştirilmiş olan bazı hareketlerin erkekler için de uygulanması mümkündür; bu şekilde kaslar güçleneceği gibi penis civarındaki kan dolaşımı da düzenlenecektir. Sertleşmenin, artan kan akımı ile gerçekleştiği düşünülürse, bu hareketlerin sağlayabileceği yarar da daha kolay anlaşılabilir.
Erkekler de farklı orgazmlar yaşayabilirler. Bazı orgazm türleri ancak "nöbete kapılma" olarak tasvir edilebilir. Ama orgazmın, haz duyumuna verilen yoğun bir tepki olduğu düşünülürse, bunda yadırganacak bir yan olmadığı hemen ortaya çıkar. Dr.Kinsey'e göre erkeklerin % 20'sinin ılımlı bir orgazmı olmaktadır; penisteki nabız atışı anormal güçlü değildir ve fışkırma yerine damlama sözkonusudur. Erkeklerin % 45'i orgazmda kaskatı kesilir, bir ya da iki ayağında birden, ağzında, kollarında veya vücudunun başka noktalarında seyirme görülür.
Erkeklerin % 17 kadarının bacak kasları düğümlenir, ani seyirmeler, göz dalmaları ve penisin şiddetle sıçraması gözlemlenir. Yüzde 5 kadarı adeta "çılgınlaşır", konuşmak ve gülmek de dahil olmak üzere değişik tepkiler verir, geri kalan yüzde ise, "aşırı titreme, çökme, beniz atması ve bazan bayılma" gibi tepkiler gösterirler. Bazıları boşalmadan sonra hareket devam edecek olursa müthiş acı çeker ve bağırabilirler.